Em yekûlûne-fterâh(u)(s) kul fe/tû bi'aşri suverin miślihi mufterayâtin ved'û meni-steta'tum min dûni(A)llâhi in kuntum sâdikîn(e)
Yoksa "onu (Kur'an'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sure getirin."
Yoksa "onu kendi uydurdu" mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: "Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah'dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız" (bunu yaparsınız).
Bu ayet, Kur'an'ın mucizevi niteliğini ve beşerüstü kaynağını vurgulamak amacıyla meydan okuma (tahaddî) üslubunu kullanmaktadır. Temel kavramlar, Kur'an'ın uydurulmuş olduğu iddiasını reddetmek ve benzerini getirme imkansızlığını ortaya koymak üzerine kuruludur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iftirâ' kelimesini, bir şeyi aslı olmaksızın uydurmak, yalan isnat etmek olarak açıklar. Ayetteki 'iftarâhu' ifadesi, müşriklerin Kur'an'ın Hz. Muhammed tarafından uydurulduğu yönündeki mesnetsiz iddialarını dile getirmektedir. Bu, Kur'an'ın ilahi menşeini inkar etme çabasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'iftirâ' kelimesini 'ihtilâk' (uydurma, icat etme) anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın Allah'tan değil de peygamberin kendi sözü olduğu yönündeki iddiayı ifade eder. Bu, Kur'an'ın mucizevi üslubuna ve içeriğine karşı bir meydan okumadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iftirâ' kavramını Kur'an'da genellikle Allah'a veya peygamberlere karşı yapılan asılsız isnatlar bağlamında inceler. Bu ayette, Kur'an'ın ilahi vahiy olduğu gerçeğine karşı, onun beşer ürünü olduğu yönündeki 'iftirâ'yı ele alır. Bu, hakikati çarpıtma ve yalan uydurma eylemidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'etâ' fiilini 'getirmek, icra etmek' anlamında kullanır. Ayetteki 'fe'tû' emri, Kur'an'ın benzeri on sureyi 'meydana getirme' veya 'ortaya koyma' meydan okumasını ifade eder. Bu, Kur'an'ın eşsizliğini kanıtlama amacı taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'etâ' fiilinin 'bir şeyi gerçekleştirmek, başarmak' anlamını vurgular. Ayetteki 'fe'tû' ifadesi, müşriklere Kur'an'ın belagat ve içeriğine benzer on sureyi 'yapma' veya 'oluşturma' çağrısıdır. Bu, onların acizliğini ortaya koyan bir tahaddîdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sûre' kelimesini, Kur'an'ın belirli bir bölümü olarak tanımlar ve genellikle 'yüksek mertebe, şeref' anlamındaki 'sûr' (duvar) kelimesiyle ilişkilendirir. Ayetteki 'aşri suver' (on sure) ifadesi, Kur'an'ın yapısal ve anlamsal bütünlüğüne sahip, belirli bir uzunluktaki bölümlerini ifade eder ve meydan okumanın kapsamını belirler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sûre' kelimesinin 'yüksek rütbe, mertebe' anlamından geldiğini ve Kur'an'ın her bir bölümünün kendine özgü bir mertebesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanım, Kur'an'ın nazım ve manasındaki eşsizliği vurgulamak için, onun 'sure' formundaki benzerini getirme imkansızlığını ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'müftereyât' kelimesini 'uydurulmuş, yalan olarak isnat edilmiş' şeyler olarak açıklar. Ayetteki 'müftereyât' ifadesi, meydan okumanın bir parçası olarak, eğer Kur'an uydurma ise, onların da 'uydurma' sureler getirmeleri gerektiğini belirtir. Bu, Kur'an'ın ilahi kaynağını ve beşerüstü niteliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'iftirâ' kökünden türeyen 'müftereyât' kelimesini, 'gerçek dışı, asılsız iddialar veya eserler' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın uydurma olduğu iddiasına karşılık, onların da benzer 'uydurma' eserler ortaya koymaları istenerek, bu iddianın ne kadar temelsiz olduğu gösterilmek istenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıdk' kelimesini 'sözün veya fiilin gerçeğe uygun olması' olarak açıklar. Ayetteki 'sadıkîn' ifadesi, müşriklerin Kur'an'ın uydurma olduğu yönündeki iddialarında 'samimi' ve 'doğru' olup olmadıklarını sorgular. Eğer iddialarında samimi iseler, meydan okumayı kabul etmeleri gerekir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sıdk' kavramının Kur'an'da hem sözlü doğruluğu hem de eylemsel samimiyeti ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'sadıkîn' kelimesi, müşriklerin Kur'an hakkındaki iddialarının sadece bir sözden ibaret olup olmadığını, yoksa gerçekten bu iddialarına inanıp inanmadıklarını sınamak için kullanılmıştır. Samimiyetleri, benzerini getirme çabalarıyla ortaya konulacaktır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.13~
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰیهُ قُلْ فَاْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهٖ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
~ ~ ~
11.13 - Em yegûlûnefterâh, gul feé'tû biaşri suverim mislihî mufterayâtiv ved'û menistetağtum min dûnillâhi in kuntum sâdigîn.
Diyanet Meali:
11.13- Yoksa "onu (Kur'an'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.13- Yoksa, onu kendi uydurdu mu diyorlar? Öyle ise de! haydin onun gibi uydurma on sure getirin, Allahtan başka gücünüzün yettiğini de çağırın, eğer doğru söylüyorsanız bunu yaparsınız
“Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Bu ancak kendinden önceki ilahi kitapların doğrulaması ve Kitap’ın açıklamasıdır. Onda asla bir şüphe yoktur. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” Yunus, 37. Ayet.
Bu bir meydan okuma ayetidir! Kur’an’ı Kerim’de meydan okuma ayetlerine “tehaddi ayetleri” denir. Bu durum karşısında müşrikler aciz durumda kalmışlardır.
C. Hakk burada “10 sure diyor, Bakara suresinde ise “1 sure getirin” buyuruyor. Bütünü değil sadece “10 sure o da olmazsa 1 sure!” Demek gerçekten meydan okumadır.
Kur’an’ın meydan okumasına karşılık mu ’araza yapılmak istenmiştir. Mu ’araza, Arap edebiyatında “nazire” demektir. Bir eserin dil, üslup ve mana yönünden benzerini veya daha üstününü oluşturmak anlamındadır.
Mekkeli müşrikler Kur’an’a mu’ araza yapmak için kırk gün hazırlık yapmışlar ama Hud suresi, 44. Ayetini duydukları zaman vazgeçtikleri rivayet edilir.
Hud/ 44. Ayet: (Sonra) “Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de tut!” denildi. Su çekildi; hüküm yerini buldu, gemi Cudi’nin üzerine oturdu; “Zalimlerin topunun canı cehenneme!” denildi.
İbn’ül Mukaffa, İranlı vali ve emirlerin yanında çalışan geniş ilim sahibi, eşsiz zekâsı, güzel ahlakı ve edebiyatı ile nam salmış biri idi. Başta Arap dili ve edebiyatı olmak üzre Fars, Hint ve Yunan kültürleri hakkında bilgi sahibi idi.
Rivayet edilir ki, İbn’ül Mukaffa Kur’an’a mu’ araza yapmak istemiş; bu amaçla bir kelam nazmetmiş, bölümlere ayırıp sure yapmıştı. Bir gün mektebin önünden geçerken bir çocuğun okuduğu Hud suresi, 44. Ayetini işitince, yazdıklarını yırtmıştır. Ve şöyle söylemiştir:
“Bu beşerin benzerini yapamayacağı şeylerdendir. O, beşer kelamı cinsinden değildir!” demişti.
Bir de bu meydan okuma Hz. Muhammed’in peygamberliği hususunda ispat görevi görür.
İnkâr edenler ilk önce şüphe duyarlar. İnkâr ile şüphe yan yana gider. İster kötü haller olsun isterse iyi haller birbirlerini tetikleyerek gider. İyiden kötüye veya kötüden iyiye geçmek için iç bünyede dönüşüm gerektirir.
----------------------
rtfSndPly*11.14*
11- Hud Suresi- Ayet 14