Men kâne yurîdu-lhayâte-ddunyâ vezînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ vehum fîhâ lâ yubḣasûn(e)
Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.
Her kim dünya hayatını ve güzelliklerini isterse biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen öderiz. Bu hususta kendilerine bir densizlik yapılmaz.
Bu ayet, dünya hayatının geçici arzularına odaklananların amellerinin karşılığını eksiksiz alacaklarını, ancak ahirette bir payları olmayacağını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, dünya hayatının cazibesi ve amellerin karşılığının tam olarak verilmesi üzerine yoğunlaşmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irâde' kelimesini, nefsin bir şeye yönelmesi ve onu elde etme çabası olarak tanımlar. Ayetteki 'yurîdu' ifadesi, dünya hayatının geçici zevklerine yönelik güçlü bir arzu ve yönelimi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irâde'yi, bir şeyi yapmaya veya elde etmeye yönelik kesin bir azim ve kasıt olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, dünya hayatının güzelliklerini elde etme konusunda kararlı bir niyeti ve yönelimi belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hayat' kelimesini, ruhun bedende bulunmasıyla oluşan canlılık hali olarak açıklar. Ayetteki 'el-hayâte' ifadesi, geçici olan dünya yaşamını ve onunla ilişkili tüm unsurları kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hayat' kavramının genellikle 'dünya hayatı' (el-hayâtü'd-dünyâ) ve 'ahiret hayatı' (el-hayâtü'l-âhire) şeklinde iki zıt kutupta ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'el-hayâte' açıkça dünya hayatına işaret eder ve ahiret hayatının aksine geçici ve aldatıcı yönüne vurgu yapar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zînet' kelimesini, bir şeyi güzel gösteren, süsleyen ve cazip kılan her şey olarak açıklar. Ayetteki 'zînetehâ' ifadesi, dünya hayatının mal, evlat, makam gibi insanı kendine çeken geçici güzelliklerini mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zînet'i, bir şeyin dış görünüşünü güzelleştiren ve onu başkaları için çekici kılan unsur olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, dünya hayatının insanları aldatan ve ahiretten uzaklaştıran süslerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevfiye' fiilini, bir şeyi tam ve eksiksiz olarak vermek, borcu ödemek veya vaadi yerine getirmek olarak açıklar. Ayetteki 'nuveffi' ifadesi, Allah'ın dünya hayatında yapılan amellerin karşılığını hiçbir eksiklik olmaksızın tam olarak vereceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vefâ' kökünden türeyen 'tevfiye'nin, bir sözleşmeye veya anlaşmaya sadık kalarak yükümlülükleri eksiksiz yerine getirme anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın, dünya hayatını tercih edenlerin amellerinin karşılığını tam olarak ödeyeceği ilahi vaadini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'amel' kelimesini, insanın iradesiyle yaptığı her türlü iş ve eylem olarak tanımlar. Ayetteki 'a'mâlehum' ifadesi, dünya hayatında insanların gerçekleştirdiği tüm fiilleri, çabaları ve kazançları kapsar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'amel'in, kasıtlı olarak yapılan her türlü fiil olduğunu ve genellikle iyi veya kötü bir karşılığı olacağını belirtir. Bu ayette, dünya hayatını gaye edinenlerin yaptıkları işlerin karşılığının verileceği bağlamında kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bahs' kelimesini, bir şeyin değerini düşürmek, eksiltmek veya haksız yere azaltmak olarak açıklar. Ayetteki 'yubhasûne' ifadesi, dünya hayatında yaptıkları amellerin karşılığının hiçbir şekilde eksiltilmeyeceğini, tam olarak verileceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bahs'i, bir şeyin değerini veya miktarını kasten azaltmak, haksızlık etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ yubhasûne' ifadesi, Allah'ın adaletinin bir göstergesi olarak, dünya ehlinin amellerinin karşılığının eksiksiz ve tam olarak verileceğini, hiçbir haksızlığa uğramayacaklarını ifade eder.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.15~
مَنْ كَانَ يُرٖيدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَزٖينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ فٖيهَا وَهُمْ فٖيهَا لَا يُبْخَسُونَ
~ ~ ~
11.15 - Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim ağmâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn.
Diyanet Meali:
11.15- Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.15- Her kim Dünya hayatı ve ziynetini murad ederse biz, onlara amellerini Dünyada tamamen öderiz ve bu babda kendilerine densizlik yapılmaz
Çıkaracağımız manalardan birincisi “Ayette dünya hayatı ve ziynetlerini isteyenlere amellerinin burada ödenmesi” demek, bizimle bire bir ilgilenen, en küçüğünden en büyüğüne kadar her şeyin Allah’ın iradesiyle olduğunu ispatlar.
İkincisi ayette geçen “yalnız dünya hayatını isteme” nin doğru olmadığına işaret ediliyor. Bütünlük için ahiret ile dengesinin kurulması şarttır.
Üçüncüsü günümüzde dindarlık algısı oldukça basite indirgenmiştir. Namaz kılan, oruç tutan dindar kabul ediliyor.
Tüme varım yoluyla ibadetlerini biriktire biriktire gitmek, dindarlık sayılıyor. Oysa Hakka yolculuk tecerrüt iledir. Azaltarak gidilir. İlk önce bedeninden sonra kötü huylarından azaltırsın. Sonrasında beden ve güzel ahlak eşitlenerek denge kurulur.
İnanan ve amel-i salih de bulunan kimse dünyayı istemesindeki gaye şöyledir: O da dünyayı ister ama kar-zarar ekseninden çıkarak dünyayı kendi gerçekliğinde tanımayı ister. “Eşyayı hakikatine göre bilmek” ister!
Her yapılanın karşılığı eksiksiz ödenir! Allah doğruyu söyler!
----------------------
rtfSndPly*11.16*
11- Hud Suresi- Ayet 16