İn nekûlu illâ-'terâke ba'du âlihetinâ bisû-/(in)(k) kâle innî uşhidu(A)llâhe veşhedû ennî berî-un mimmâ tuşrikûn(e)
(54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hud, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şahit tutuyorum. Siz de şahit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."
"Ancak şu kadarını diyebiliriz ki; "tanrılarımızdan bazısı seni fena çarpmış". O da dedi ki; "Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki ben, Allah'a koştuğunuz ortaklardan uzağım."
Hûd Suresi 54. ayet, Hz. Hûd'un kavmiyle olan mücadelesini ve tevhid inancını vurgulayan önemli kavramlar içermektedir. Ayet, kavmin Hz. Hûd'a yönelik ithamlarına karşılık, Hz. Hûd'un Allah'a olan tevekkülünü ve şirkten uzaklığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'i'terâke' kelimesini 'isabet etti, çarptı' şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, kavmin tanrılarının Hz. Hûd'a bir kötülükle dokunduğunu iddia etmeleri anlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arâ' fiilinin 'bir şeye uğramak, bir şeyin başına gelmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'İ'terâke' ise, bir musibetin veya hastalığın bir kişiye isabet etmesi, onu kuşatması manasındadır. Burada, putların Hz. Hûd'a bir kötülükle dokunduğu inancını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'i'terâ' kelimesinin 'bir şeyin bir başkasına arız olması, musallat olması' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayette, kavmin, kendi ilahlarının Hz. Hûd'a bir zarar verdiğini düşünerek onu tehdit etmesi bağlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sû'' kelimesini 'şer, zarar' olarak açıklar. Ayetteki 'bisû'' ifadesi, tanrıların Hz. Hûd'a verdiği iddia edilen zararı, musibeti ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sû'' kelimesinin 'insana üzüntü veren her şey' olduğunu belirtir. Bu, hem bedensel hem de ruhsal kötülükleri kapsar. Ayette, putların Hz. Hûd'a dokundurduğu düşünülen her türlü zararı ve musibeti ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sû'' kavramının Kur'an'da genellikle 'kötülük, şer, musibet' anlamlarında kullanıldığını ve ilahi gazabın veya dünyevi cezaların bir tezahürü olabileceğini belirtir. Bu ayette, kavmin tanrılarının Hz. Hûd'a yönelik bir cezalandırma veya zarar verme eylemi olarak algıladığı durumu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehide' fiilinin 'hazır bulunmak, görmek, tanık olmak' anlamlarına geldiğini, 'eşhede' fiilinin ise 'şahit tutmak, birini şahit göstermek' manasına geldiğini açıklar. Hz. Hûd'un 'ü'şhidu'l-lâhe' demesi, Allah'ı kendi sözüne ve inancına şahit tuttuğunu, O'nun her şeyi gördüğünü ve bildiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eşhede' fiilinin 'bir şeyi açıkça ortaya koymak, birini şahit olarak çağırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Hz. Hûd'un bu ifadesi, kendi inancının doğruluğuna ve kavminin şirkinden uzaklığına Allah'ı şahit tutarak kesin bir beyanda bulunduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'berî'' kelimesini 'uzak, ilişiği olmayan' olarak açıklar. Hz. Hûd'un 'berî'ün mimmâ tuşrikûn' demesi, kavminin Allah'a ortak koştuğu şeylerden tamamen uzak olduğunu, onlarla hiçbir bağının olmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'berâe' kelimesinin 'bir şeyden ayrılmak, uzaklaşmak, temizlenmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Berî'' ise, bir şeyden arınmış, sorumlu olmayan demektir. Ayette, Hz. Hûd'un kavminin şirkinden ve putperestliğinden tamamen arınmış olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'berâe' kavramının Kur'an'da genellikle 'uzaklaşma, ilişkiyi kesme, sorumluluktan arınma' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Hz. Hûd'un bu ifadesi, tevhid inancına olan bağlılığını ve şirkten kesin bir şekilde yüz çevirdiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eşreke' fiilini 'ortak koşmak, Allah'a eş tutmak' olarak açıklar. Ayetteki 'tuşrikûn' ifadesi, kavmin Allah'tan başka ilahlar edinerek şirk koştuğunu, yani tevhidin zıddı bir inanç içinde olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi' anlamına geldiğini, dinî terim olarak ise 'Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmek' olduğunu ifade eder. Hz. Hûd'un kavminin, Allah'ın uluhiyetinde ve rububiyetinde başkalarını ortak kıldığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'ın temel kavramlarından biri olduğunu ve Allah'ın birliğini (tevhid) reddeden her türlü inanç ve eylemi kapsadığını belirtir. Bu ayette, Hz. Hûd'un kavminin putlara taparak Allah'a ortak koşma eylemini ifade eder ve Hz. Hûd'un bu şirkten uzaklığını beyan etmesini sağlar.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.53~
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكٖى اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنٖينَ
~ ~ ~
11.54 - İn negûlu illağterâke bağdu âlihetinâ bisûé', gâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîum mimmâ tuşrikûn.
Diyanet Meali:
11.53- Dediler ki: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.53- Ey Hûd, dediler: sen bize bir beyyine getirmedin, biz ise senin sözünle ilâhlarımızı terk etmeyiz ve biz sana inanmayız
"Soru da ilimden kopar, cevap da. Nitekim diken ve gül, toprak ve sudan, yani çamurdandır. Sapmak da ilimden kopar hidâyet de. Nitekim acı ve tatlı yağmurdandır". (Mesnevi) Şerh: Bu söz Hz. Mevlânâ (r.a.) Efendimizindir. Üstteki beyitler ise Hak Teâlâ tarafından idi. (Es-suâlü nısfu'l-ilmi) "Soru ilmin yarısıdır" denilmiştir.
Bundan dolayı bir bahse dair soru sormak için o bahiste ilim sâhibi olmak lazımdır. Meselâ matematik ilmine sâhip olmayan kimse, matematik ilminden bir soru getirmeye kâdir değildir. Şu hâlde soru ilimden kaynaklanmaktadır. Ve cevabın ilimden kaynaklandığı ise açıktır. Çünkü bilmeyen kimse cevap veremez.
Ve soru ile cevap ayrı ayrı şeyler olduğu halde kaynaklarının bir olması, gül ile diken başka başka şeyler iken menşe'lerinin çamur olmasına benzer.
Ve aynı şekilde dalâlet ile hidâyet dahi ilimden zuhura gelir. Çünkü bazı âlimler, bildikleri akli ve nakli delilleri nefsani hevalarına tâbî tutup doğru yoldan saparlar.
Ad kavminin anlayışları yetersizdi. Basiretleri de körelmişti. İdrak olmadığı için inkardan başka yolları yoktu…
rtfSndPly*11.53*
Ad kavmi Hud as’a inanmamakla nasıl bir iş yapmıştır? Bu konuda Fusus’ul Hikem’e gitmek zorundayız. Avni Konuk şerhinde şöyle der:
“Eğer halk peygamberine inandıysa muhakkak onların görünme yerindeki Hak itaat etmiştir. Görünme yeri görünenin aynıdır. Suretin itaat edişi ondaki esmanın itaat edişidir. Mudil isminin görünme yeri Allah’tan başkasına itaat etmekle hükmolunmuştur. Her birerlerimizin Rabbi, kendilerine mahsus olan kemale sevk eder. Birinin kemali hidayette iken diğerlerinin delalettedir.” Bundan dolayı kafirleri hak yoluna çağırsa da itaat etmezler ve delalette kemalleri artar! N.M.
----------------------- rtfSndPly*11.54*
11- Hud Suresi- Ayet 54
~~11.54~
اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰیكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنّٖى اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنّٖى بَرٖیءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
~ ~ ~
11.54 - İn negûlu illağterâke bağdu âlihetinâ bisûé', gâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîum mimmâ tuşrikûn.
Diyanet Meali:
11.54- (54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.54- (54-55) Yalnız deriz ki her halde ilâhlarımızın bazısı seni fena çarpmış, dedi ki: işte ben Allah’ı işhad ediyorum siz de şahid olun, işte ben ondan başka koştuğunuz şeriklerin hiçbirini tanımıyorum, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir lâhza müsaade de etmeyin.
Allah’ı şahid tutmak demek; verdiği söze uyacağına dair O’u vekil kılmaktır. Hz. Hud burada müşriklerin şirk koştuklarından uzak olduğuna dair C. Hakkı şahid tutmuştur.
Her nefis, yanında bir sürücü ve şahitle gelir. (Kaf 21) Günlük yaşantımızda melekler neler yaptığımızı yazar. Şahittirler. Her bir aza, organ kendiyle örtülü olduğu için hangisi öne çıkarsa diğeri geriler. Göz gördüğüne dalar ve onda kaybolursa kulak iptal olur. Allah’ı şahit tutmak, bütün azalarıyla Hakkın elçisi olduğunu ve görevini layıkıyla yaptığına delil getirmektir.
Hz. Ali’nin ayağına saplanan okun namazda çıkarılması Allah’ın huzurunda gark olduğuna işarettir. N.M. rtfSndPly*11.55*
11- Hud Suresi- Ayet 55