Kâlû yâ hûdu mâ ci/tenâ bibeyyinetin vemâ nahnu bitârikî âlihetinâ ‘an kavlike vemâ nahnu leke bimu/minîn(e)
Dediler ki: "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."
Dediler ki; "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz. Ve biz sana inanmayız."
Hûd Suresi 53. ayet, Hz. Hûd'un kavminin ona karşı direnişini ve iman etmeyi reddedişini ifade etmektedir. Kavim, Hz. Hûd'dan açık bir delil getirmesini talep ederken, kendi tanrılarını terk etmeyeceklerini ve ona inanmayacaklarını kesin bir dille belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyyine, bir şeyin açıklığını ve vuzuhunu sağlayan delil demektir. Ayetteki bağlamda, kavmin Hz. Hûd'dan getirmesini istediği, hakikati apaçık ortaya koyan, şüpheye yer bırakmayan bir mucize veya kanıtı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyyine, 'açık delil' demektir. Bu ayette, kavmin Hz. Hûd'dan talep ettiği şey, onların inançlarını değiştirmelerini gerektirecek kadar güçlü ve ikna edici bir kanıttır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beyyine, Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği, hakikati ortaya koyan ve insanları doğru yola çağıran açık ve somut delilleri ifade eder. Hûd kavmi, bu delilin eksikliğini bahane ederek iman etmeyi reddetmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Terke, bir şeyi bırakmak, ondan vazgeçmek demektir. Ayetteki 'târikî âlihetinâ' ifadesi, kavmin kendi ilahlarına olan bağlılıklarını sürdüreceklerini ve Hz. Hûd'un sözü üzerine onlardan asla vazgeçmeyeceklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Terk, bir şeyi bulunduğu hal üzere bırakmak veya ondan ayrılmaktır. Burada, kavmin kendi tanrılarına olan inançlarını ve ibadetlerini terk etmeyeceklerini, yani onlardan yüz çevirmeyeceklerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Terk kelimesi, bir şeyi bırakma, vazgeçme ve terk etme anlamlarını taşır. Ayette, Hûd kavminin kendi tanrılarına olan bağlılıklarını ve onlara ibadet etme pratiklerini bırakmaya niyetli olmadıklarını açıkça gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlah, ibadet edilen, tapınılan varlık demektir. Ayetteki 'âlihetinâ' ifadesi, Hûd kavminin Allah'tan başka taptığı putları ve sahte tanrıları ifade eder. Onlar, bu ilahları terk etmeyi reddetmektedirler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İlah, kendisine ibadet edilen ve yüceltilen varlıktır. Bu ayette, kavmin kendi elleriyle yaptıkları veya inandıkları, Allah'tan başka taptıkları varlıkları ifade eder. Onlar bu ilahları bırakmaya yanaşmamaktadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlah kavramı, Kur'an'da 'tapınılan, yüceltilen ve kendisine boyun eğilen varlık' anlamında kullanılır. Hûd kavmi, Hz. Hûd'un getirdiği tevhid mesajına karşı çıkarak, kendi 'ilahlarını' savunmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalple tasdik etmek ve dil ile ikrar etmektir. Ayetteki 'mü'minîn' kelimesi, Hûd kavminin Hz. Hûd'un peygamberliğine ve getirdiği mesaja inanmayı, onu tasdik etmeyi reddettiklerini açıkça ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İman, güvenmek ve tasdik etmek anlamlarına gelir. Bu ayette, kavmin Hz. Hûd'a ve onun tebliğ ettiği dine karşı bir güven duymadıklarını ve onu tasdik etmeyeceklerini belirtirler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İman, bir şeye gönülden bağlanmak, tasdik etmek ve güvenmek demektir. Hûd kavmi, Hz. Hûd'un sözlerine ve peygamberliğine karşı bir inanç ve tasdik göstermeyeceklerini, yani ona iman etmeyeceklerini ifade etmektedir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
"Soru da ilimden kopar, cevap da. Nitekim diken ve gül, toprak ve sudan, yani çamurdandır. Sapmak da ilimden kopar hidâyet de. Nitekim acı ve tatlı yağmurdandır". (Mesnevi) Şerh: Bu söz Hz. Mevlânâ (r.a.) Efendimizindir. Üstteki beyitler ise Hak Teâlâ tarafından idi. (Es-suâlü nısfu'l-ilmi) "Soru ilmin yarısıdır" denilmiştir.
Bundan dolayı bir bahse dair soru sormak için o bahiste ilim sâhibi olmak lazımdır. Meselâ matematik ilmine sâhip olmayan kimse, matematik ilminden bir soru getirmeye kâdir değildir. Şu hâlde soru ilimden kaynaklanmaktadır. Ve cevabın ilimden kaynaklandığı ise açıktır. Çünkü bilmeyen kimse cevap veremez.
Ve soru ile cevap ayrı ayrı şeyler olduğu halde kaynaklarının bir olması, gül ile diken başka başka şeyler iken menşe'lerinin çamur olmasına benzer.
Ve aynı şekilde dalâlet ile hidâyet dahi ilimden zuhura gelir. Çünkü bazı âlimler, bildikleri akli ve nakli delilleri nefsani hevalarına tâbî tutup doğru yoldan saparlar.
Ad kavminin anlayışları yetersizdi. Basiretleri de körelmişti. İdrak olmadığı için inkardan başka yolları yoktu…
rtfSndPly*11.53*
Ad kavmi Hud as’a inanmamakla nasıl bir iş yapmıştır? Bu konuda Fusus’ul Hikem’e gitmek zorundayız. Avni Konuk şerhinde şöyle der:
“Eğer halk peygamberine inandıysa muhakkak onların görünme yerindeki Hak itaat etmiştir. Görünme yeri görünenin aynıdır. Suretin itaat edişi ondaki esmanın itaat edişidir. Mudil isminin görünme yeri Allah’tan başkasına itaat etmekle hükmolunmuştur. Her birerlerimizin Rabbi, kendilerine mahsus olan kemale sevk eder. Birinin kemali hidayette iken diğerlerinin delalettedir.” Bundan dolayı kafirleri hak yoluna çağırsa da itaat etmezler ve delalette kemalleri artar! N.M.
----------------------- rtfSndPly*11.54*
11- Hud Suresi- Ayet 54
~~11.54~
اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰیكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنّٖى اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنّٖى بَرٖیءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
~ ~ ~
11.54 - İn negûlu illağterâke bağdu âlihetinâ bisûé', gâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîum mimmâ tuşrikûn.
Diyanet Meali:
11.54- (54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.54- (54-55) Yalnız deriz ki her halde ilâhlarımızın bazısı seni fena çarpmış, dedi ki: işte ben Allah’ı işhad ediyorum siz de şahid olun, işte ben ondan başka koştuğunuz şeriklerin hiçbirini tanımıyorum, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir lâhza müsaade de etmeyin.