Felemmâ câe emrunâ ce'alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhâ hicâraten min siccîlin mendûd(in)
(82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.
Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
Hûd Suresi 82. ayet, helak edilen kavmin başına gelen felaketi tasvir etmektedir. Ayet, ilahi emrin gelişiyle şehirlerin altının üstüne getirilmesini ve üzerlerine özel taşların yağdırılmasını vurgulayarak, ilahi cezanın şiddetini ve kesinliğini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem fiil (iş) hem de emir (buyruk) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emrunâ' ifadesi, Allah'ın helak etme hükmünü ve bu hükmün gerçekleşmesini ifade eder. Bu, sadece bir talimat değil, aynı zamanda gerçekleşmesi kaçınılmaz olan ilahi bir takdirdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emr' kelimesinin Kur'an'da 'azap' ve 'helak' anlamında kullanılabileceğine işaret eder. Bu ayetteki 'emrunâ', helak edilecek kavme yönelik ilahi azabın vaktinin geldiğini ve bu azabın Allah'ın kesin buyruğuyla gerçekleştiğini mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emr' kavramının Kur'an'da 'yaratma fiili' ve 'ilahi irade' ile yakından ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'emrunâ', Allah'ın yaratıcı ve düzenleyici iradesinin bir tezahürü olarak, helak edici gücünü ve bu gücün mutlaklığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ceale' fiilinin 'tahvil' (dönüştürme) anlamını vurgular. Ayetteki 'cealnâ âliyehâ sâfilehâ' ifadesi, şehirlerin üstünü altına getirme eyleminin, Allah'ın kudretiyle anında ve kesin bir dönüşümle gerçekleştiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ceale' fiilinin 'halk' (yaratma) ve 'sayrûret' (dönüşüm) anlamlarını taşıdığını belirtir. Burada, Allah'ın kudretinin bir tezahürü olarak, şehirlerin fiziksel yapısının tamamen değiştirilerek helak edildiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'bir şeyi başka bir şeye dönüştürme' veya 'bir şeyi bir durumdan başka bir duruma sokma' anlamında sıkça kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, ilahi müdahale ile şehirlerin doğal düzeninin tamamen bozulduğunu ve felaketin boyutunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sefl' kökünün 'aşağılık, alçaklık' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'sâfilehâ', şehrin en alt kısmını ifade eder ve 'âliyehâ sâfilehâ' terkibiyle, şehrin tamamen tersine çevrilerek yıkıldığını, yani üstünün altına geldiğini anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sâfil' kelimesinin 'aşağıda olan' anlamını verir. Ayetteki kullanımı, helak edilen şehirlerin fiziksel olarak altüst edildiğini, yani yerle bir edildiğini ve bu durumun ilahi bir ceza olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hicâre' kelimesinin 'taşlar' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle azap ve helak aracı olarak zikredildiğini belirtir. Bu ayetteki taşlar, sıradan taşlar değil, ilahi bir mucize ve ceza olarak yağdırılan özel taşlardır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hacer' kelimesinin 'sert ve katı cisim' olduğunu ve Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ifade eder. Buradaki 'hicâre', ilahi gazabın bir tezahürü olarak gökten indirilen ve helak edici güce sahip taşları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'siccîl' kelimesinin 'sert ve katı taş' anlamına geldiğini ve Farsça 'seng-i gil' (çamur taşı) kelimesinden Arapçalaşmış olabileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu taşların sıradan olmadığını, özel bir yapıda ve helak edici özellikte olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'siccîl' kelimesinin 'pişirilmiş çamurdan yapılmış taş' veya 'üzerine yazı yazılmış taş' gibi farklı yorumlarını aktarır. Ayetteki bağlamda, bu taşların ilahi bir mühür taşıdığını ve helakın kesinliğini simgelediğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'siccîl'in 'sert ve katı' anlamına geldiğini ve 'sicl' kökünden türediğini belirtir. Bu taşların, ilahi azabın şiddetini ve helak edilen kavmin işlediği günahların karşılığı olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nadd' kökünün 'bir şeyi diğerinin üzerine koymak, yığmak' anlamını taşıdığını belirtir. 'Mandûd' kelimesi, taşların rastgele değil, belirli bir düzen ve yoğunlukla, üst üste yığılmış bir şekilde yağdığını ifade eder, bu da azabın şiddetini artırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nadd' kelimesinin 'bir şeyi diğerinin üzerine düzenli bir şekilde dizmek' anlamını vurgular. Ayetteki 'mandûd' ifadesi, taşların sadece yağmakla kalmayıp, aynı zamanda birikerek, yığınlar oluşturarak helakın boyutunu ve etkisini artırdığını gösterir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.82~
فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّٖيلٍ مَنْضُودٍ
~ ~ ~
11.82 - Felemmâ câe emrunâ cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhâ hıcâratem min siccîlim mendûd.
Diyanet Meali:
11.82- (82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.82- Vaktâ ki emrimiz geldi o memleketin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine istif edilmiş siccîlden taşlar yağdırdık
Lut kavminin üzerine şiddetli taş yağmaya başladı. Alt üst olduktan sonra kaynar sular fışkırıp göl haline geldi. Adına “Lut gölü” denildi. Oralarda yaşayanların hepsi bitkiler de dahil olmak üzere helak edilmiştir. Hz. Lut ’un karısı da meleklerin uyarısına rağmen kaçarken geriye baktığı için tuz direği oluvermiştir.
Lut gölünün deniz seviyesinden 400 metre aşağıda olması bu bölgede çöküş yaşandığı ve Kur’an’ı Kerim’de anlatılan olayla benzerlik taşımaktadır. 400 metre de deniz derinliği vardır. Çünkü dünyanın deniz yüzeyinden aşağı başka bölgelerinde alçaklık en fazla 100 metredir. Bir de Lut gölündeki tuz yoğunluğu%30’u bulur. Bu da balık ve yosun gibi herhangi bir canlının yaşayamayacağını gösterir. Batı dillerinde “ölü deniz” denmesinin sebebi budur.
Lut gölünde insanın suya batması diye bir şey yok. Tuz oranı fazla olduğu için yüzme bilinmese bile insanlar boğulmaz. Yüzmek kolay ama dalmak zordur. Önemli bir bilgi de şudur: gölün suyu cildi aşırı derecede rahatsız eder. Ciltte yara varsa asit yakıyor. Bilhassa gözleri... Suyu yutmamak son derece önemlidir.
Bazı helak neticeleri günümüze kadar gelmiştir. Kötülüğün kökü kurumuştur ama ibret olarak gözümüzün önüne serilmiştir. Yine de görmek başka bakmak başkadır.
Roma imparatorluğunda da buna benzer yozlaşma yaşanmıştı. Pompei şehri Lut kavmi gibi sapkınlıkları vardı. Sonu da aynı oldu. Vezüv yanardağının (İtalya/Napoli) faaliyete geçmesi sonucu şehir lavlarla birlikte küle dönmüştü. Öyle ani olmuştu ki kimse felaketten kaçamamıştı. 2000 yıl önceki kalıntıların bazıları hiç bozulmadan kalmıştır. Yüzlerindeki şaşkınlık ifadesi de aniden ve beklemedikleri son olduğunun göstergesidir!
Bu da yine kalıntıları günümüze ulaşan ibretlik sonlar-dandır. N.M.
----------------------
rtfSndPly*11.83*
11- Hud Suresi- Ayet 83