Kâlû yâ lûtu innâ rusulu rabbike len yasilû ileyk(e)(s) feesri bi-ehlike bikit'in mine-lleyli velâ yeltefit minkum ehadun illâ imraetek(e)(s) innehu musîbuhâ mâ esâbehum(c) inne mev'idehumu-ssubh(u)(c) eleyse-ssubhu bikarîb(in)
Konukları şöyle dedi: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
Melekler dediler: "Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi?"
Hûd Suresi 81. ayet, Hz. Lut'a gönderilen meleklerin ona ve ailesine yönelik kurtuluş emrini ve helak olacak kavmin akıbetini bildiren önemli kavramlar içermektedir. Ayet, 'rüsül' (elçiler), 'yesılû' (ulaşmak, ilişmek), 'esri' (gece yolculuğu yapmak), 'yeltetif' (geri dönmek, bakmak), 'musîbuhâ' (isabet etmek, başına gelmek) ve 'mev'id' (vade, buluşma yeri) gibi kelimelerle hem ilahi müdahaleyi hem de ilahi takdiri dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'r-s-l' kökünden türeyen 'resûl' kelimesini, 'bir yerden bir yere gönderilen' anlamında açıklar. Ayetteki 'rusul' (çoğul) kelimesi, Allah'ın Hz. Lut'a gönderdiği melekleri ifade eder ve onların ilahi bir görevle geldiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rusul' kelimesinin 'gönderilmişler' anlamına geldiğini belirtir. Burada meleklerin, Allah'ın emriyle Hz. Lut'a yardım etmek ve kavminin helakini bildirmek üzere gönderildiğini açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vasale' fiilinin 'ulaşmak, erişmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'len yesılû ileyke' ifadesi, kavmin Hz. Lut'a fiziksel olarak zarar veremeyeceği, ona ilişemeyeceği anlamını taşır ve ilahi korumayı vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vasale' fiilinin hem maddi hem de manevi anlamda bir şeye ulaşmayı ifade ettiğini belirtir. Burada, meleklerin Hz. Lut'a kavminin kötülüklerinin ulaşmasını engelleyeceklerini, yani ona zarar veremeyeceklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'serâ' fiilinin 'geceleyin yürümek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'fe-esri bi-ehlike' emri, Hz. Lut'a ailesiyle birlikte gece karanlığında, kimseye görünmeden şehirden ayrılmasını emreder, bu da gizliliği ve aciliyeti gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'isrâ'' kelimesinin 'gece yolculuğu' olduğunu belirtir. Ayetteki emir, helak vaktinin yaklaşması nedeniyle Hz. Lut'un ailesiyle birlikte geceleyin şehri terk etmesinin zorunluluğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lefte' kelimesinin 'bir şeyi bir yöne çevirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'velâ yeltefit minkum ehadun' emri, geride kalanlara veya helak olanlara bakmadan, tereddüt etmeden yola devam etmenin önemini vurgular, bu da ilahi emre tam itaati ve geçmişe takılı kalmamayı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iltifât' kelimesinin 'yüzünü çevirmek, dikkatini yöneltmek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki yasak, Hz. Lut'un ailesinin geride bırakılanlara veya helak olanlara acıyarak ya da merakla bakmamasını, böylece ilahi emrin kesinliğini ve geri dönüşün imkansızlığını vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'isâbe' kelimesinin 'bir şeye ulaşmak, ona denk gelmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'innehu musîbuhâ mâ esâbehum' ifadesi, Hz. Lut'un karısının da kavminin başına gelen azabın aynısına uğrayacağını, çünkü onların inanç ve amellerine ortak olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'isâbe' fiilinin genellikle ilahi bir takdir veya ceza olarak bir şeye 'isabet etme' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada, Hz. Lut'un karısının da kavmin helakine ortak olmasının ilahi bir hüküm olduğunu ve onun da aynı akıbete uğrayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'va'd' kelimesinin 'bir şeye söz vermek' anlamında kullanıldığını ve 'mev'id'in ise 'söz verilen zaman veya yer' olduğunu belirtir. Ayetteki 'inne mev'idehumu's-subhu' ifadesi, kavmin helak vaktinin sabah vakti olduğunu, bu vadenin kesin ve değiştirilemez olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mev'id' kelimesinin 'belirlenmiş zaman' anlamına geldiğini açıklar. Burada, meleklerin kavmin helakı için belirlenen zamanın sabah olduğunu bildirmesi, ilahi takdirin kesinliğini ve yakınlığını gösterir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.81~
قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصٖيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرٖيبٍ
~ ~ ~
11.81 - Gâlû yâ lûtu innâ rusulu rabbike ley yasılû ileyke feesri biehlike bigıt'ım minel leyli ve lâ yeltefit minkum ehadun illemraetek, innehû musîbuhâ mâ esâbehum, inne mev'ıdehumus subh, eleyses subhu bigarîb.
Diyanet Meali:
11.81- Konukları şöyle dedi: "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.81- Ya Lut! Dediler: emin ol biz rabbinin Resulleriyiz, onlar sana ihtimali yok el uzatamazlar, sen hemen ehlinle geceden bir kısmında yürü, içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak karın, çünkü ona da onlara gelen musibet gelecek, haberin olsun mev'ıdleri sabahtır, sabah, yakın değil mi?
Neml suresi/54-58. Ayetler:
” Lut’u da hatırla! O kavmine, “göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız? Gerçekten siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Doğrusu siz değerleri bilmeyen bir topluluksunuz” demişti.
Fakat kavminin cevabı, “Lut ailesini ülkenizden çıkarın; kuşkusuz onlar (ahlakça)temizlik taslayan kimselermiş!” demekten ibaret oldu. Bunun üzerine onu ve karısı dışında kalan ailesini kurtardık. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Onların üzerine müthiş bir yağmur indirdik; önceden uyarılmış olanların yağmuru ne korkunç oldu!” Kasas/56:” Allah hidayete ulaşacakları en iyi bilendir!” Kaf/29: “Benim nezdimde hüküm değişmez” yani halk ettiklerim hakkındaki hükmüm onlar hakkındaki bilgime göredir. Ben ise kullarıma zulmetmem!” Yani “onları bedbaht yapan imansızlığı haklarında belirlenip sonra güçlerinde olmayan bir şeyi yerine getirmelerini istenilmiş değildir… Tam tersine, onları bilerek öyle davrandık! Bir zulüm varsa, onlar kendilerine zulmetmişlerdir.” Denmek istenmiştir.
C. Hakk Araf suresi, 4. Ayetinde “Nice ülkeler var ki onları helak ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geliverdi” buyurmuştur.
Bu da umulmadık anlarda felaketlerin ortaya çıktığını gösterir.
Lut kavmi sabah vaktine yakın bir zamanda taş yağmuruna tutulmuşlardır. Toptan helak edilmelerinin sebebi ise “hidayete erme ihtimalinin ortadan kalkması ve içinde bulundukları yozlaşmayı etrafa bulaştırma tehlikesinden” dolayıdır. Helakı hak edecekleri kadar belirli bir süre tanınmıştır.
Kur’an’daki helak haberleri farklı vecihlerden uyarılmaları gösterir. Nefsimize döndüremezsek başkalarının haberleri olarak kalır. İnsan da bir alemdir, beldedir, yurttur. Beden evinde bir ömür yaşar. Neler gelir geçer kendi bilir. Ama Kur’an’ı okudukça yalnız olmadığını bilir. Ümidi artar… N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.82*
11- Hud Suresi- Ayet 82