Vekeeyyin min âyetin fî-ssemâvâti vel-ardi yemurrûne ‘aleyhâ vehum ‘anhâ mu'ridûn(e)
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
Bununla beraber göklerde ve yerde ne kadar âyet var ki, onunla yüz yüze gelirler de yine de yüz çevirip geçerler.
Bu ayet, evrendeki ilahi işaretlerin varlığına ve insanların bu işaretlere karşı takındığı umursamaz tavra dikkat çekmektedir. Anahtar kavramlar, 'ayet'in çoklu anlamlarını, 'semavat' ve 'arz'ın kozmik boyutunu ve 'i'râd'ın psikolojik ve manevi boyutunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesini, 'açık alamet, nişan' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem peygamberlerin mucizeleri hem de evrendeki yaratılış delilleri için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden kozmik deliller anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'ayet', sadece bir 'işaret' değil, aynı zamanda Allah'ın kudretinin ve iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu ayetteki kullanımı, insanların gözleri önündeki bu ilahi tezahürlere karşı körlüğünü vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'nişan' anlamlarını vurgular. Ayetteki 'ayet'ler, Allah'ın varlığına ve birliğine dair açık ve anlaşılır delillerdir; ancak insanlar bunları görmezden gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin 'yükseklik' kökünden geldiğini ve Kur'an'da hem bildiğimiz gökyüzü hem de daha geniş anlamda 'yüksek âlemler' için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'arz' ile birlikte evrenin bütününü kapsayan bir ifade olarak yer alır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'semâ'nın 'yüksek olan her şey' anlamına geldiğini ve Kur'an'da çoğul olarak 'semâvât' şeklinde geldiğinde genellikle yedi kat gökleri veya genel olarak gök cisimlerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin tecelli ettiği geniş kozmik alanı işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte kullanılarak tüm evreni kapsayan bir ifade oluşturduğunu belirtir. Bu ayette de göklerle birlikte Allah'ın ayetlerinin bulunduğu mekânı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'arz'ın bilinen yeryüzü olduğunu ve Kur'an'da bazen belirli bir bölgeyi, bazen de tüm dünyayı ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki bağlam, göklerle birlikte tüm yaratılmış âlemi kapsayan geniş bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mürûr' kelimesinin 'geçmek' anlamına geldiğini ve bu ayetteki kullanımıyla insanların Allah'ın ayetlerinin yanından farkında olmadan, düşünmeden geçip gitmelerini ifade ettiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mürûr'un bir şeyin üzerinden veya yanından geçişi ifade ettiğini ve bu ayetteki 'yemurrûne aleyhâ' ifadesinin, insanların bu ayetleri fiziksel olarak görüp algılamalarına rağmen, manevi olarak onlardan ibret almadıklarını vurguladığını açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'i'râd' kelimesinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamına geldiğini ve bu ayetteki 'mu'ridûn' kelimesinin, insanların Allah'ın ayetlerine karşı bilinçli bir şekilde ilgisiz kalmalarını, onları düşünmekten ve ibret almaktan kaçınmalarını ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'i'râd' kavramının Kur'an'da genellikle hakikatten yüz çevirme, inkâr ve gafletle ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayetteki 'mu'ridûn' ifadesi, insanların Allah'ın varlığına dair açık delilleri görmezden gelerek manevi bir körlük içinde olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'i'râd'ın sadece fiziksel bir yüz çevirme değil, aynı zamanda zihinsel ve kalbi bir ilgisizliği de ifade ettiğini vurgular. Ayetteki 'mu'ridûn', Allah'ın ayetlerinin anlam ve mesajından yüz çeviren, onlara karşı kayıtsız kalan kimseleri tanımlar.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/105. “Ve göklerde ve yerde nice alâmetler vardır ki, -insânların çoğu- onlardan yüz çevirir oldukları halde onların üzerinden geçer giderler.”
وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
(Ve mâ yü’minü ekseruhüm billâhi illâ vehüm müşrikûne.)