Vemâ tes-eluhum ‘aleyhi min ecr(in)(c) in huve illâ żikrun lil'âlemîn(e)
Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) alemler içinde ancak bir öğüttür.
Buna karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. O Kur'ân, âlemlere ancak bir öğüttür.
Bu ayet, Hz. Peygamber'in tebliğ görevini karşılıksız yaptığını ve Kur'an'ın evrensel bir öğüt olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, isteme, ücret ve öğüt kelimeleri üzerinden bu mesajın dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'su'âl' (سؤال) kelimesini bir şeyin elde edilmesi için yapılan talep olarak açıklar. Ayetteki 'tes'eluhum' ifadesi, Hz. Peygamber'in tebliğ karşılığında maddi bir karşılık istemediğini, yani onlardan bir talepte bulunmadığını belirtir. Bu, peygamberlerin tebliğlerinin samimiyetini gösteren bir özelliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'se'ele' fiilinin Kur'an'da bazen 'talep etmek', bazen de 'haber almak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, 'talep etmek' anlamındadır ve Hz. Peygamber'in tebliğ için herhangi bir karşılık beklentisi olmadığını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'su'âl' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, peygamberlerin tebliğleri karşılığında dünyevi bir karşılık beklememelerinin, onların mesajlarının ilahi kaynağını ve samimiyetini vurgulayan önemli bir motif olduğunu belirtir. Bu ayet de bu motifin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr' (أجر) kelimesini bir işin karşılığı olarak verilen şey olarak tanımlar. Ayetteki 'min ecir' ifadesi, Hz. Peygamber'in tebliğ görevi için insanlardan herhangi bir maddi karşılık, yani ücret talep etmediğini açıkça belirtir. Bu, peygamberlik misyonunun dünyevi çıkarlardan arınmışlığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ecr'in hem dünyevi hem de uhrevi karşılıklar için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'ecr' kelimesi, Hz. Peygamber'in tebliğ karşılığında insanlardan beklediği dünyevi bir karşılığın olmadığını vurgular. Onun ecri Allah katındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ecr' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir amelin veya görevin karşılığı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ecr'in nefyedilmesi, Hz. Peygamber'in tebliğinin tamamen Allah rızası için olduğunu ve insanlardan bir beklentisi olmadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da çeşitli anlamlarda kullanıldığını, bunlardan birinin de 'öğüt' veya 'hatırlatma' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'zikr' ifadesi, Kur'an'ın tüm alemler için bir öğüt, bir uyarı ve doğru yolu gösteren bir rehber olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr'in hem kalple hem de dille hatırlama, anma ve öğüt alma anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'zikr' kelimesi, Kur'an'ın insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatan, onları doğruya yönelten ve onlara şeref kazandıran bir öğüt olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'zikr'in 'şeref' ve 'öğüt' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'zikr'in 'li'l-âlemîn' (alemler için) ifadesiyle birlikte kullanılması, Kur'an'ın sadece belirli bir topluluğa değil, tüm insanlığa ve hatta tüm varoluşa hitap eden evrensel bir öğüt ve şeref kaynağı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'hatırlatma', 'uyarı' ve 'ilahi mesaj' anlamlarını içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'zikr', Kur'an'ın Allah'ın insanlara gönderdiği, onları gafletten uyandıran ve doğru yola ileten ilahi bir hatırlatma olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âlemîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'insanlar' veya 'cinler ve insanlar' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'li'l-âlemîn' ifadesi, Kur'an'ın mesajının belirli bir kavme veya zamana özgü olmadığını, aksine tüm insanlık için geçerli ve evrensel olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'bilgi' (ilm) kökünden geldiğini ve Allah'ın varlığına delalet eden her şeyi kapsadığını ifade eder. 'Âlemîn' ise, akıl sahibi varlıkları, yani insanları ve cinleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın öğüdünün sadece bir bölgeye veya zamana değil, tüm akıl sahibi varlıklara yönelik olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'âlemîn' kelimesinin çoğul bir isim olduğunu ve genellikle 'insanlar' anlamında kullanıldığını belirtir, ancak bazen tüm yaratılmışları da kapsayabilir. Bu ayetteki bağlamda, Kur'an'ın öğüdünün evrensel niteliğini, yani tüm insanlığa hitap ettiğini vurgular.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/104. “Halbuki: Sen bunun üzerine onlardan bir ücret istemiyorsun. Bu ise âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.”