Vemâ ekśeru-nnâsi velev haraste bimu/minîn(e)
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.
Yûsuf Suresi'nin 103. ayeti, peygamberin çabalarına rağmen insanların çoğunluğunun iman etmeyeceğini vurgulayarak, iman ve insan doğası arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Ayet, 'çoğunluk', 'istek/hırs' ve 'müminler' kavramları üzerinden bu gerçeği dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesret' (كثره) kelimesinin bir şeyin nicelik olarak çokluğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ekseru' (أكثر) ise, 'çoğunluk' anlamında kullanılarak, insanların büyük bir kısmının iman etme eğiliminde olmadığını vurgular. Bu, peygamberin çabalarına rağmen genel bir insanlık durumunu işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ekseru' kelimesini 'çoğu' olarak açıklar ve Kur'an'da bu tür ifadelerin genellikle bir genelleme ve hüküm bildirdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in tebliğine muhatap olan insanların büyük bir kısmının iman etmeyeceğini mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kesret' ve 'ekseru' gibi kavramların, genellikle olumsuz bir bağlamda, yani hakikati kabul etmeyen veya gaflet içinde olan insan topluluklarını tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'insanların çoğu' ifadesi, iman etmeyenlerin sayısal üstünlüğünü ve bu durumun bir kader olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hars' (حرص) kelimesinin bir şeye karşı duyulan aşırı isteği ve şiddetli arzuyu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'haraste' (حرصت) ifadesi, Hz. Peygamber'in insanları imana getirme konusundaki büyük gayretini ve bu uğurda gösterdiği çabayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hars' kelimesini 'bir şeyi elde etmeye yönelik aşırı istek ve tamah' olarak tanımlar. Ayetteki 'lev haraste' (ولو حرصت) ifadesi, peygamberin insanları imana davet etme konusundaki samimi ve yoğun arzusunu, hatta bu uğurda gösterdiği hırsı dile getirir. Bu, ilahi takdirin insan iradesi üzerindeki üstünlüğünü de ima eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hars'ın bir şeyi elde etmek için gösterilen azim ve ısrarı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğ görevini yerine getirirken ne kadar büyük bir şevk ve ısrarla hareket ettiğini, ancak buna rağmen sonucun Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman' (إيمان) kelimesini 'tasdik etmek, güvenmek ve emniyet içinde olmak' olarak açıklar. 'Mümin' (مؤمن) ise, kalbiyle tasdik eden ve bu tasdikin gereğini yerine getiren kişidir. Ayetteki 'bi-mü'minîn' (بمؤمنين) ifadesi, insanların çoğunun bu tasdiki gerçekleştirmeyeceğini, yani Allah'a ve peygamberin getirdiklerine inanmayacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'iman'ın 'kalben tasdik ve dil ile ikrar' olduğunu vurgular. 'Mümin' kelimesi, bu tasdiki gerçekleştiren ve Allah'ın birliğini, peygamberlerin doğruluğunu kabul eden kişiyi ifade eder. Ayetteki bağlamda, insanların çoğunun bu temel inanç esaslarını kabul etmeyeceği gerçeğini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir tasdikten ibaret olmadığını, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven ilişkisini de içerdiğini belirtir. 'Mümin' olmak, Allah'a tam bir güvenle bağlanmak ve O'nun emirlerine uymak anlamına gelir. Ayetteki 'bimu'minîn' ifadesi, insanların çoğunun bu derin teslimiyet ve güven ilişkisini kurmaktan uzak olduğunu gösterir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/103. “Ve insanların çoğu sen fazlaca arzu etsen de imân edici kimseler değildirler.”