Ves-eli-lkaryete-lletî kunnâ fîhâ vel'îra-lletî akbelnâ fîhâ(s) ve-innâ lesâdikûn(e)
"Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."
"Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor. Ve emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz."
Yûsuf Suresi'nin 82. ayeti, kardeşlerin babalarına hitaben, içinde bulundukları durumu ve Yusuf'un akıbetini açıklamak üzere kullandıkları ifadeleri içermektedir. Ayet, 'köy' ve 'kervan' gibi somut kavramlar üzerinden olayın şahitlerine atıfta bulunarak, söylediklerinin doğruluğunu ispatlama çabalarını dilbilimsel olarak yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'سأل' kelimesini bir şeyin hakikatini araştırmak, bilgi edinmek veya bir ihtiyacı dile getirmek olarak açıklar. Ayetteki 'وَسْـَٔلِ' ifadesi, kardeşlerin babalarına, içinde bulundukları köy halkından ve kervandan olayın doğruluğunu teyit etmelerini istemeleri bağlamında, bir bilgi edinme ve doğrulama talebini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'سأل' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada 'köy'e sormak, aslında köy halkına sormak anlamındadır. Bu, bir yerleşim yerinin veya topluluğun, orada yaşanan olaylara dair bilgi kaynağı olarak gösterilmesi mecazını taşır. Kardeşler, babalarına, olayın şahitlerini işaret ederek iddialarının gerçekliğini vurgulamaktadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'سأل' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu fiilin genellikle bir bilgi arayışı, açıklama talebi veya bir şüphenin giderilmesi amacıyla kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'وَسْـَٔلِ' emri, kardeşlerin kendi sözlerinin güvenilirliğini artırmak için dış bir referansa yönlendirme stratejisini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'القرية' kelimesini, insanların toplandığı ve yerleştiği mekan olarak tanımlar. Ayetteki 'ٱلْقَرْيَةَ' ifadesi, kardeşlerin içinde bulundukları ve olayın yaşandığı yerleşim yerini işaret eder. Bu, olayın somut bir mekanda gerçekleştiğini ve orada yaşayanların şahit olabileceğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'قرية' kelimesinin kökenini 'toplamak, bir araya getirmek' anlamındaki 'قرى' fiiline dayandırır ve insanların bir araya toplandığı yerleşim yeri olduğunu belirtir. Ayette, 'köy'e sormak, o köyün ahalisine sormak mecazıdır ve kardeşlerin, iddialarının doğruluğunu teyit edecek şahitlerin varlığına vurgu yapmasını sağlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'قرية' kavramının sadece coğrafi bir yerleşim yeri olmanın ötesinde, belirli bir topluluğu ve onların ahlaki durumunu da ifade edebileceğini belirtir. Bu ayette ise daha çok olayın geçtiği somut mekan ve oradaki şahitler bağlamında kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'العير' kelimesini, üzerinde yük taşıyan develerden oluşan kervan olarak açıklar. Ayetteki 'ٱلْعِيرَ' ifadesi, kardeşlerin Mısır'dan dönerken birlikte yolculuk ettikleri kervanı kasteder. Bu kervan, onların Yusuf'un durumuna dair iddialarının bir başka şahidi olarak sunulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'العير' kelimesinin özellikle yük taşıyan develerle yapılan yolculuklar için kullanıldığını ve bu kelimenin hareket ve seyahatle ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, kardeşlerin yolculuk esnasında yaşadıkları olayın bir başka tanığı olarak kervanı göstermeleri, iddialarına güç katma amacı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'العير' kelimesinin genellikle ticaret kervanları için kullanıldığını ve bu kervanların sadece yük değil, aynı zamanda yolcuları da taşıyabileceğini ifade eder. Ayette, kardeşlerin döndüğü kervan, onların Mısır'daki deneyimlerinin ve Yusuf'la ilgili söylediklerinin bir başka doğrulanabilir kaynağı olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أقبل' fiilini 'yönelmek, gelmek, yüzünü çevirmek' olarak açıklar. Ayetteki 'أَقْبَلْنَا' ifadesi, kardeşlerin Mısır'dan babalarına doğru dönüşlerini, yani kervanla birlikte geldikleri yönü belirtir. Bu, kervanın da onların dönüş yolculuğuna ve dolayısıyla iddialarına şahit olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أقبل' fiilinin bir yerden başka bir yere doğru hareket etme ve varma anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, kardeşlerin kervanla birlikte geldikleri ve bu gelişin, onların anlattıkları olayın zaman ve mekan bağlamında bir parçası olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'صادق' kelimesini, sözü gerçeğe uygun olan, yalan söylemeyen kişi olarak tanımlar. Ayetteki 'لَصَـٰدِقُونَ' ifadesi, kardeşlerin kendi sözlerinin doğruluğunu ve dürüstlüklerini iddia etmelerini pekiştirir. 'Lam' harfi (لَ) ise bu iddiayı daha da vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'صدق' kökünün, sözün veya eylemin gerçeğe uygun olması anlamını taşıdığını belirtir. 'صادق' ise bu niteliğe sahip olan kişidir. Kardeşler, babalarına, anlattıklarının tamamen gerçek olduğunu ve yalan söylemediklerini bu kelimeyle ifade ederler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' kavramının Kur'an'da sadece sözün doğruluğunu değil, aynı zamanda niyetin ve eylemin de doğruluğunu kapsayan geniş bir ahlaki erdem olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'لَصَـٰدِقُونَ' ifadesi, kardeşlerin hem anlattıklarının gerçekliğini hem de kendi dürüstlüklerini iddia etmeleri bağlamında kullanılır.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/82. “Ve içinde bulunduğumuz şehre sor ve içinde gelmiş olduğumuz kervan'a da. Ve biz şüphe yok ki, elbetde doğru kimseleriz.”