İrci'û ilâ ebîkum fekûlû yâ ebânâ inne-bneke seraka vemâ şehidnâ illâ bimâ ‘alimnâ vemâ kunnâ lilġaybi hâfiżîn(e)
"Siz babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik."
"Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz. Yoksa gaybın bekçileri değiliz."
Yûsuf Suresi'nin 81. ayeti, kardeşlerin babalarına dönerek Yusuf'un kardeşinin hırsızlık yaptığını bildirmelerini ve bu olaya dair bildiklerini ifade etmelerini konu alır. Ayet, 'dönmek', 'söylemek', 'çalmak', 'şahit olmak' ve 'korumak' gibi temel fiiller üzerinden olayın gelişimini ve karakterlerin durumunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesini bir şeyin başlangıç noktasına veya önceki haline dönmesi olarak açıklar. Ayetteki 'ircû' fiili, kardeşlerin babalarına, yani başlangıç noktalarına ve önceki durumlarına geri dönmelerini emretmektedir. Bu, hem fiziksel bir dönüşü hem de babalarına durumu arz etme sorumluluğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rücû'' kelimesini 'avdet' (geri dönmek) olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımı, kardeşlerin babalarının yanına dönerek olup biteni anlatmaları gerektiğini vurgular. Bu dönüş, olayın bir sonraki aşamasına geçişi simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavl' kelimesini 'söz' veya 'konuşma' olarak açıklar. Ayetteki 'fekûlû' emri, kardeşlerin babalarına belirli bir haberi, yani Yusuf'un kardeşinin hırsızlık yaptığını açıkça ve doğrudan bildirmelerini gerektirir. Bu, olayın aktarılmasında netliği ve dürüstlüğü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'i, 'bir manayı ifade eden lafız' olarak tanımlar. Ayetteki 'fekûlû', kardeşlerin babalarına aktaracakları bilginin sadece bir iddia değil, aynı zamanda bir beyan olduğunu gösterir. Bu, onların tanıklıklarının bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'serika'yı, 'malın gizlice alınması' olarak tanımlar. Ayetteki 'seraka' fiili, Yusuf'un kardeşinin hırsızlık yaptığı iddiasını ifade eder. Bu kelime, olayın merkezindeki suçlamayı ve kardeşlerin babalarına iletmek zorunda oldukları ağır haberi belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'seraka'yı 'gizlice mal almak' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, kardeşlerin babalarına aktardıkları bilginin, kardeşlerinin bir malı gizlice aldığı yönündeki kesin bir iddia olduğunu gösterir. Bu, olayın ciddiyetini ve sonuçlarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şehâde' kavramının Kur'an'da 'görerek veya bilerek tanıklık etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'şehidnâ' ifadesi, kardeşlerin hırsızlık olayına doğrudan şahit olmadıklarını, ancak bildikleri kadarıyla tanıklık ettiklerini gösterir. Bu, onların tanıklıklarının sınırlı olduğunu ve sadece 'bildikleri' ile sınırlı olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şehâde'yi 'bir şeyi görerek veya kesin bilgiyle haber vermek' olarak açıklar. Ayetteki 'mâ şehidnâ illâ bimâ alimnâ' ifadesi, kardeşlerin tanıklıklarının sadece kendi bilgileriyle sınırlı olduğunu, olayın tüm detaylarına vakıf olmadıklarını belirtir. Bu, onların masumiyetlerini ve sadece gördüklerini veya duyduklarını aktardıklarını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıfz'ı, 'bir şeyi zihinde veya dışarıda korumak' olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ künnâ li'l-ğaybi hâfizîn' ifadesi, kardeşlerin gaybı, yani görünmeyeni veya geleceği koruyamayacaklarını, bilemeyeceklerini belirtir. Bu, onların olayların gelişimini önceden tahmin edemeyeceklerini ve bu konuda sorumlu tutulamayacaklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hıfz' kelimesinin 'bir şeyi zayi olmaktan korumak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, kardeşler kendilerinin gaybı koruma veya bilme yeteneğine sahip olmadıklarını ifade ederek, babalarına verdikleri sözü tutamamalarının kendi kontrolleri dışında olduğunu ima ederler. Bu, onların sorumluluklarını sınırlama çabasıdır.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/81. “Babanıza dönünde deyiniz ki: Ey babamız!. şüphe yok ki, oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimiz şeyden başkasına şahitlik etmedik, ve biz gaybı -bilip onu- koruyucular değiliz.”