Vetevellâ ‘anhum vekâle yâ esefâ ‘alâ yûsufe vebyaddat ‘aynâhu mine-lhuzni fehuve kazîm(un)
Onlardan yüz çevirdi ve, "Vah! Yusuf'a vah!" dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.
Ve onlardan yüz çevirdi de: "Ey Yusuf'un ateşi, yetti artık, yetti!" dedi. Ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık yutkunuyor da yutkunuyordu.
Yûsuf Suresi'nin 84. ayeti, Yakup peygamberin oğlu Yusuf'a duyduğu derin üzüntüyü ve bu üzüntünün fiziksel ve ruhsal yansımalarını dilbilimsel bir derinlikle aktarmaktadır. Ayet, 'tevellâ', 'esef', 'ibyadde' ve 'kazîm' gibi anahtar kavramlar aracılığıyla kederin yoğunluğunu ve içselleştirilmiş halini gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vely kökünden türeyen 'tevellâ', bir şeyden yüz çevirmek, uzaklaşmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Yakup'un oğullarının sözlerinden sonra onlardan yüz çevirerek, onların durumundan ve sözlerinden uzaklaşmasını ifade eder. Bu, aynı zamanda bir tür küskünlük ve hayal kırıklığı belirtisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde'ye göre 'tevellâ', mecazi olarak bir şeyden vazgeçmek, onu terk etmek anlamındadır. Yakup'un oğullarından yüz çevirmesi, onların getirdiği haberden ve durumdan duyduğu rahatsızlığı ve onlarla yüzleşmek istemeyişini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Esef', şiddetli hüzün ve keder anlamına gelir. Ayetteki 'yâ esefâ' ifadesi, Yakup'un Yusuf'a duyduğu özlem ve onun kaybından kaynaklanan derin acıyı, bir nida ve hayıflanma üslubuyla dile getirmesidir. Bu, sadece üzüntü değil, aynı zamanda çaresizlik hissini de barındırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'esef'i, bir şeyin elden gitmesinden veya kaçırılmasından dolayı duyulan aşırı üzüntü olarak tanımlar. Yakup'un bu kelimeyi kullanması, Yusuf'un kaybının onun için ne denli büyük bir yara olduğunu ve bu kaybın acısının hala taze olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'esef'in Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabı veya insanların derin üzüntüsü bağlamında kullanıldığını belirtir. Yakup'un durumunda, bu kelime, bir babanın evladına duyduğu tarifsiz özlem ve kederin en yoğun ifadesidir, adeta içten gelen bir feryattır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'İbyad' kökünden türeyen 'ibyadde', bir şeyin beyazlaşması anlamına gelir. Ayette gözlerin beyazlaşması, aşırı üzüntü ve ağlamadan dolayı gözlerde oluşan bir rahatsızlığı, görme kaybını veya zayıflamasını ifade eder. Bu, Yakup'un kederinin fiziksel bir tezahürüdür.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ibyadde' fiilinin gözler için kullanıldığında, gözdeki siyahlığın azalması ve beyazlığın artmasıyla görme yeteneğinin zayıflamasını veya tamamen kaybolmasını ifade ettiğini belirtir. Bu, Yakup'un yaşadığı kederin şiddetini ve uzun süreli etkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Hüzn', kalpte hissedilen keder ve üzüntü halidir. Ayetteki 'minel-hüzni' ifadesi, Yakup'un gözlerinin beyazlaşmasının doğrudan sebebinin, Yusuf'a duyduğu derin ve sürekli üzüntü olduğunu açıkça belirtir. Bu, içsel bir acının dışa vurumudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hüzn' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir kayıp, ayrılık veya olumsuz bir durum karşısında hissedilen içsel acıyı ifade ettiğini belirtir. Yakup'un durumunda, bu, oğlunun kaybından kaynaklanan ve yıllardır dinmeyen bir kederdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Kazîm', öfkesini veya üzüntüsünü yutan, dışa vurmayan kişi demektir. Yakup'un 'kazîm' olması, onun derin kederini ve acısını içinde sakladığını, dışarıya yansıtmadığını, sabırla taşıdığını gösterir. Bu, aynı zamanda bir tevekkül ve teslimiyet halidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kazm' kökünün, bir şeyi sıkıca tutmak, hapsetmek anlamlarına geldiğini belirtir. 'Kazîm' ise, üzüntüsünü veya öfkesini içinde hapseden, dışarıya taşmasına izin vermeyen kişidir. Ayetteki kullanımı, Yakup'un acısının büyüklüğüne rağmen metanetini koruduğunu ve şikayet etmediğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'kazîm'in, içindeki üzüntüyü veya öfkeyi dışarıya vurmayıp sabreden kişi için kullanıldığını ifade eder. Yakup'un bu vasfı, onun peygamberlik makamına yakışır bir sabır ve metanet örneği sergilediğini, kederini Allah'a havale ettiğini gösterir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/84. “Ve onlardan yüz çevirdi. Ve ey Yûsuf'um diye sızlandı ve gözleri hüzünden dolayı bembeyaz kesildi. Artık kederini içine atıyordu.”