Kâlû ta(A)llâhi tefteu teżkuru yûsufe hattâ tekûne haradan ev tekûne mine-lhâlikîn(e)
Oğulları, "Allah'a yemin ederiz ki, sen hala Yusuf'u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helak olacaksın" dediler.
Dediler ki: "Hâlâ Yusuf'u sayıklayıp duruyorsun. Allah'a yemin ederiz ki, sonunda eriyip gideceksin, tükenip helak olacaksın. Hayret doğrusu!"
Yûsuf Suresi 85. ayet, Yakup'un oğullarının babalarına hitaben söyledikleri sözleri aktarır. Ayet, Yakup'un Yusuf'a olan derin üzüntüsünü ve bu üzüntünün fiziksel ve ruhsal sonuçlarını vurgulayan anahtar kavramlar içermektedir. Özellikle 'tefteu', 'haredan' ve 'halikîn' kelimeleri, bu durumun şiddetini ve ciddiyetini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tefteu' kelimesinin 'lâ tefteu' (vazgeçmezsin) anlamında kullanıldığını belirtir. Yani, 'Yusuf'u anmaktan vazgeçmezsin' demektir. Bu, Arapçada olumsuzluk edatının hazfedilerek olumlu fiilin olumsuz anlam taşıması durumuna bir örnektir ve ayette Yakup'un Yusuf'u anmaya devam edeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fet' kökünün bir şeyi kesmek, ayırmak anlamına geldiğini belirtir. 'Tefteu' ise, bir şeyi yapmaktan ayrılmamak, devam etmek anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, Yakup'un Yusuf'u anmaktan kendini alıkoyamadığını, bu eylemi sürekli olarak sürdürdüğünü ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tefteu' fiilinin 'zâle' (devam etmek) fiili gibi olumsuzluk edatıyla birlikte kullanıldığında olumlu, olumsuzluk edatı hazfedildiğinde ise olumsuz anlam taşıdığını açıklar. Ayetteki 'tâllahi tefteu tezkuru Yûsuf' ifadesi, 'Allah'a yemin olsun ki, Yusuf'u anmaktan vazgeçmezsin' anlamındadır ve Yakup'un bu durumunun sürekliliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zikr' kelimesinin hem dilde anmak hem de kalpte hatırlamak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tezkuru Yûsuf' ifadesi, Yakup'un Yusuf'u sadece diliyle anmakla kalmayıp, kalben de sürekli onu düşündüğünü, bu durumun onun için bir takıntı haline geldiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr'in iki türü olduğunu söyler: biri kalpteki hatırlama, diğeri dildeki ifade. Ayetteki kullanım, Yakup'un Yusuf'u hem kalben sürekli hatırladığını hem de dilinden düşürmediğini, bu durumun onun için bir ıstırap kaynağı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, sadece hatırlamak değil, aynı zamanda bir şeyi sürekli gündemde tutmak, ondan bahsetmek ve hatta bir tür ibadet anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tezkuru Yûsuf' ifadesi, Yakup'un Yusuf'u anmasının sadece bir hatırlama değil, aynı zamanda derin bir bağlılık ve üzüntü ifadesi olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'haredan' kelimesini 'helak olmaya yakın, erimiş, bitkin düşmüş' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Yakup'un Yusuf'a olan üzüntüsünün onu fiziksel olarak tükettiğini, neredeyse ölüm döşeğine getirdiğini mecazi bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hared' kelimesinin 'bir şeyin bozulması, çürümesi' anlamına geldiğini ve 'haredan'ın da 'hastalık veya üzüntüden dolayı erimiş, bitkin düşmüş' kişi için kullanıldığını belirtir. Ayette, Yakup'un Yusuf'a duyduğu hasretin onu fiziksel olarak ne kadar yıprattığını, neredeyse ölümle burun buruna getirdiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hared' kelimesinin 'hastalık veya üzüntüden dolayı bedenin zayıflaması ve erimesi' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'haredan' kelimesi, Yakup'un Yusuf'a olan üzüntüsünün onu fiziksel olarak bitirme noktasına getirdiğini, adeta erittiğini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'helak' kelimesinin 'ölüm' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'minel-hâlikîn' ifadesi, Yakup'un Yusuf'a olan üzüntüsünün onu ölüme sürükleyecek kadar şiddetli olduğunu, oğullarının bu durumdan endişe duyduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'helak' kelimesinin 'bir şeyin varlığının sona ermesi, yok olması' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'minel-hâlikîn' ifadesi, Yakup'un Yusuf'a duyduğu hasretin onu fiziksel ve ruhsal olarak tamamen tüketeceğini, nihayetinde ölüme götüreceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helak' kelimesinin 'bir şeyin yok olması, bozulması ve işe yaramaz hale gelmesi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'minel-hâlikîn' ifadesi, Yakup'un üzüntüden dolayı sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda yaşam enerjisi ve iradesi açısından da tükenme noktasına geldiğini, adeta yok olmaya yüz tuttuğunu anlatır.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/85. “Dediler ki: Vallahi sen hasta oluncaya kadar veya helâk olmuşlardan oluncaya kadar Yûsuf'u anıp durmaktan geri kalmayacaksın.”