Kâle innemâ eşkû beśśî vehuznî ila(A)llâhi vea'lemu mina(A)llâhi mâ lâ ta'lemûn(e)
Yakub, "Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim" dedi.
Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."
Yûsuf Suresi'nin 86. ayetinde Hz. Yakup'un derin üzüntüsünü ve Allah'a olan tevekkülünü ifade eden temel kavramlar, 'şikayet etme', 'üzüntü' ve 'bilme' fiilleri etrafında şekillenmektedir. Bu kavramlar, onun içsel durumunu, Allah ile olan özel bağını ve ilahi bilgiye olan inancını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şekâ' (شكا) fiilini, kişinin içinde hissettiği bir rahatsızlığı veya acıyı dile getirmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'eşku' (أَشْكُوا۟) ifadesi, Hz. Yakup'un üzüntüsünü ve sıkıntısını başkalarına değil, doğrudan Allah'a arz etmesini, O'na sığınmasını ve O'ndan yardım dilemesini vurgular. Bu, bir isyan değil, bir tevekkül ve teslimiyet ifadesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eşku' kelimesinin mecazi anlamda 'içini dökmek, halini arz etmek' manasına geldiğini belirtir. Hz. Yakup'un bu fiili kullanması, onun üzüntüsünü sadece Allah'a açarak, beşerî müdahaleden ziyade ilahi rahmete yöneldiğini gösterir. Bu, aynı zamanda bir güven ve itimat beyanıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'şikayet' kavramının, genellikle Allah'a yöneltildiğinde bir teslimiyet ve O'na sığınma anlamı taşıdığını belirtir. Hz. Yakup'un 'eşku' fiilini kullanması, onun Allah ile olan özel ilişkisini ve O'nun her şeye kadir olduğuna olan inancını yansıtır. Bu, bir kulun acizliğini itiraf edip Rabbine yönelmesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bes' (بث) kelimesini 'gizli ve şiddetli üzüntü, keder' olarak açıklar. Ayetteki 'bessî' (بَثِّى) ifadesi, Hz. Yakup'un içinde biriktirdiği, kimseye açamadığı, ancak Allah'a arz ettiği derin ve yakıcı bir üzüntüyü ifade eder. Bu, sadece bir hüzün değil, aynı zamanda bir çaresizlik ve iç sıkıntısıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bes' kelimesinin 'yaymak, dağıtmak' anlamından türediğini ve 'bess'in, kişinin içindeki üzüntüyü dışa vurması, yayması anlamına geldiğini belirtir. Ancak ayetteki bağlamda, bu üzüntünün sadece Allah'a 'yayılması', yani O'na açılması kastedilir. Bu, Hz. Yakup'un üzüntüsünün büyüklüğünü ve onu sadece Allah'a emanet ettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bes' kelimesinin 'şiddetli hüzün ve keder' anlamına geldiğini ve bu kederin kişinin içini kapladığını ifade eder. Hz. Yakup'un 'bessî' demesi, onun yaşadığı acının sıradan bir üzüntüden öte, ruhunu saran ve onu derinden etkileyen bir durum olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüzün' (حزن) kelimesini, 'nefiste meydana gelen bir sıkıntı ve keder hali' olarak tanımlar. Ayetteki 'huznî' (حُزْنِىٓ) ifadesi, Hz. Yakup'un Yusuf ve Bünyamin'in ayrılığı nedeniyle yaşadığı, herkesçe bilinen ve gözle görülür üzüntüsünü ifade eder. Bu, 'bes'ten farklı olarak daha dışa dönük ve bilinen bir kederdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hüzün' kelimesinin, genellikle bir musibet veya kayıp karşısında hissedilen doğal bir duygu olduğunu belirtir. Hz. Yakup'un bu kelimeyi kullanması, onun evlat acısının getirdiği derin ve meşru üzüntüsünü dile getirmesidir. Bu, aynı zamanda onun insanî yönünü ve yaşadığı trajedinin boyutunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hüzün' kavramının Kur'an'da genellikle bir kayıp, ayrılık veya musibet sonrası hissedilen kederi ifade ettiğini belirtir. Hz. Yakup'un 'huznî' ifadesi, onun Yusuf'u kaybetmesi ve Bünyamin'den ayrılması nedeniyle yaşadığı, hem kendisi hem de çevresi tarafından bilinen ve hissedilen üzüntüsünü açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' (علم) kelimesini, 'bir şeyi olduğu gibi idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'a'lemu' (وَأَعْلَمُ) fiili, Hz. Yakup'un Allah'tan gelen, başkalarının idrak edemediği veya bilemediği özel bir bilgiye sahip olduğunu ifade eder. Bu bilgi, genellikle ilahi takdir, sabrın mükafatı veya gelecekteki hayırlı gelişmelerle ilgili olabilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ilm'in, 'bir şeyin hakikatini kavramak' olduğunu belirtir. Hz. Yakup'un 'a'lemu' ifadesi, onun sadece dünyevi olayları değil, aynı zamanda Allah'ın hikmetini ve planını da bir ölçüde bildiğini gösterir. Bu, onun Allah'a olan derin imanının ve tevekkülünün bir sonucudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm' kavramının sadece dünyevi bilgiyi değil, aynı zamanda ilahi vahiy ve hikmet yoluyla elde edilen bilgiyi de kapsadığını vurgular. Hz. Yakup'un bu ayetteki 'a'lemu' ifadesi, onun Allah'tan gelen özel bir sezgiye veya ilahi bir işaretle geleceğe dair bir umuda sahip olduğunu gösterir. Bu, onun üzüntüsüne rağmen umudunu korumasının temelidir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/86. “Dedi ki: Ben derdimi ve üzüntümü ancak Allah Teâlâ'ya arz ederim ve ben Allah Teâlâ'dan sizin bilmiyeceğiniz şeyi bilirim.”