Kâlû e-inneke leente yûsuf(u)(s) kâle enâ yûsufu vehâżâ eḣî(s) kad menna(A)llâhu ‘aleynâ(s) innehu men yetteki veyasbir fe-inna(A)llâhe lâ yudî'u ecra-lmuhsinîn(e)
Kardeşleri, "Yoksa sen, sen Yusuf musun?" dediler. O da, "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez" dedi.
Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."
Bu ayet, Yusuf ve kardeşleri arasındaki diyaloğu aktarırken, ilahi lütuf, takva, sabır ve ihsan gibi temel Kur'anî kavramları öne çıkarmaktadır. Kelimelerin etimolojik kökenleri ve semantik derinlikleri, ayetin mesajını güçlendirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, özel isimlerin genellikle belirli bir anlam taşıdığını belirtir, ancak 'Yusuf' isminin Arapça kökenli olmayıp İbranice'den geldiğini ve 'artıran, çoğaltan' gibi anlamlara gelebileceğini ifade eder. Ayette ise bu isim, peygamberin şahsiyetini ve kimliğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, özel isimlerin Kur'an'daki anlatılarda sadece birer etiket olmadığını, aynı zamanda o şahsiyetin temsil ettiği değerleri ve olay örgüsündeki rolünü yansıttığını vurgular. Yusuf ismi, bu bağlamda, sabır, ihsan ve ilahi takdirin tecellisi gibi temaları çağrıştırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'menn' kelimesinin 'nimet vermek, lütufta bulunmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kad mennallahu aleyna' ifadesi, Allah'ın Yusuf ve kardeşlerine geçmişte yaşadıkları zorlukların ardından bir lütuf ve ihsanla muamele ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'menn' kelimesinin hem 'nimet ve ihsan' hem de 'minnet etmek, başa kakmak' anlamlarına geldiğini, ancak Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde daima 'büyük nimet ve lütuf' anlamında kullanıldığını açıklar. Burada Allah'ın Yusuf ve kardeşlerine olan özel lütfunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'menn'in, Allah'tan geldiğinde karşılıksız ve büyük bir ihsan olduğunu, kuldan geldiğinde ise minnet etme ve başa kakma anlamı taşıyabileceğini belirtir. Ayetteki kullanım, Allah'ın Yusuf ve ailesine bahşettiği kurtuluş ve birleşme nimetini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittika' fiilinin 'korunmak, sakınmak' anlamında kullanıldığını, özellikle Allah'ın azabından ve günahlardan korunmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için günahlardan uzak durmayı ve O'nun sınırlarına riayet etmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva'nın kök anlamının 'bir şeyi zararlı şeylerden korumak' olduğunu ve şer'î anlamda ise 'nefsi günahlardan korumak' olduğunu açıklar. Ayetteki 'men yettekı' ifadesi, Allah'ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınan kişiyi tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da merkezi bir yere sahip olduğunu ve 'Allah bilinciyle yaşamak, O'nun emirlerine riayet etmek ve yasaklarından kaçınmak' anlamına geldiğini vurgular. Bu ayette takva, ilahi lütfa nail olmanın ve ecir kazanmanın temel şartlarından biri olarak sunulur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sabr'ın 'nefsi hoşlanmadığı şeylere karşı tutmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 've yasbir' ifadesi, Yusuf'un ve kardeşlerinin yaşadığı zorluklara karşı gösterdikleri tahammülü ve bu tahammülün ilahi mükafata vesile olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sabr'ın 'nefsi, akıl ve şeriatın gerektirdiği şeylere karşı tutmak' olduğunu ifade eder. Bu ayette sabır, Yusuf'un uzun yıllar süren ayrılık ve sıkıntılara, kardeşlerinin ise pişmanlık ve utanç duygularına karşı gösterdikleri metaneti kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sabr'ın Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, musibetlere karşı dayanıklılıktan, ibadetlere devam etmeye kadar birçok durumu kapsadığını belirtir. Ayetteki sabır, takva ile birlikte ilahi ecri hak etmenin anahtarı olarak sunulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'ihsan'ın 'bir şeyi güzel yapmak' ve 'başkasına iyilik etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Muhsinîn' ise bu niteliklere sahip olan kişilerdir. Ayette, takva ve sabır gösterenlerin aynı zamanda muhsinler zümresine dahil olduğunu ve ecirlerinin zayi edilmeyeceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ihsan'ın 'bir şeyi en güzel şekilde yapmak' ve 'başkasına iyilikte bulunmak' olduğunu ifade eder. 'Muhsinîn' kelimesi, Allah'ın emirlerini en güzel şekilde yerine getiren, insanlara karşı iyi davranan ve tüm işlerinde mükemmelliği arayan kişileri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihsan'ın Kur'an'da 'Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmek' ve 'başkalarına karşı iyilikte bulunmak' gibi iki temel anlamı olduğunu belirtir. 'Muhsinîn' kavramı, bu yüksek ahlaki ve dini seviyeye ulaşmış kişileri ifade eder ve onların ilahi mükafata layık olduklarını gösterir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/90. “Dediler ki: A sen evet.. muhakkak sen Yûsuf musun?. Dedi ki: Ben Yûsufum ve bu da kardeşimdir. şüphe yok ki. Allah Teâlâ bizim üzerimize lütufta bulundu. Çünki her kim Allah'tan korkar ve sabr ederse, artık muhakkak ki. Allah Teâlâ güzel davrananların mükâfatını zâyi etmez.”