İçeriğe atla
Ra'd 40Cüz 13 · Sayfa 254

Ra'd Sûresi 40. Âyet

الرعد

Sohbete sor

Ve-in mâ nuriyenneke ba'da-lleżî ne'iduhum ev neteveffeyenneke fe-innemâ ‘aleyke-lbelâġu ve'aleynâ-lhisâb(u)

Onlara va'dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.

Ra'd Sûresi

13.40- Ve im mâ nuriyenneke bağdallezî neıduhum ev neteveffeyenneke feinnemâ aleykel belâğu ve aleynel hısâb.

Diyanet Meali:

13.40- Sana, onlara vaat ettiğimizin (azabın) bir kısmını göstersek de yahut senin canını alsakta, (bil ki) sana düşen sadece tebliğdir; hesap ise bize aittir.


“Sana, onlara vaat ettiğimizin (azabın) bir kısmını göstersek de yahut senin canını alsakta, (bil ki) sana düşen sadece tebliğdir; hesap ise bize aittir.” Kelamî açıdan bu ayet, tebliğ görevinin sınırlarını ve resullerin sorumluluk alanlarını belirleyen temel bir ilkeye işaret eder. Bu ilke, risaletin mahiyeti ve resulün konumu ile doğrudan ilişkilidir.

Allah, “Sana düşen yalnızca tebliğdir” buyurarak, hakikatin insanlara ulaştırılmasının resule ait bir görev olduğunu, ancak bu hakikate kimin iman edeceği veya kimlerin inkâr içinde kalacağı konusundaki hükmün yalnızca Allah’a ait olduğunu bildirir. Bu ifade, resul ile Allah arasındaki sınırı koruyan çok önemli bir teolojik ilkedir. Resul, insanların hidayete gelip gelmemesinden sorumlu değildir; zira hidayet ve dalalet, Allah’ın dilemesiyle gerçekleşir. Ayetin “hesap bize aittir” kısmı, ilahi adaletin ve hikmetin bir gereği olarak nihai hükmün yalnızca Allah’a ait olduğunu vurgular.

Bununla birlikte ayet, Allah’ın vaad ettiği azabın mutlaka gerçekleşeceğini, fakat bu azabın ne zaman ve nasıl tecelli edeceğinin sadece Allah’ın ilminde saklı olduğunu bildirir.
Resulün o azabı görmesi ya da görmeden vefat etmesi, onun tebliğ görevinde hiçbir eksiklik anlamına gelmez. Bu yönüyle ayet, kader ve ilahi irade konularında Allah’ın mutlak tasarrufunu hatırlatır: Zaman da ömür de, netice de O’nun elindedir.

İrfanî açıdan bu ayet, resulün hakikati ulaştırma görevi ile ilahi hikmet arasındaki sınırı hatırlatır. Arifler için burada “tebliğin edası” özellikle vurgulanır. Resul, kendisine düşeni hakkıyla yaptıktan sonra neticeye takılmadan işi Allah’a bırakır. Bu, tebliğden sonra tevekkülün kemali demektir. “Tebliğ senindir, hesap bize aittir” ifadesi, resul için tevekkülün zirvesidir. Resul ne kadar gayret ederse etsin, neticenin onun elinde olmadığını bilir. Bu farkındalık, onun nefsinden uzaklaşıp her şeyin Allah’ın iradesiyle zuhur ettiğini idrak etmesini sağlar. Tebliğde başarı ya da başarısızlık yoktur; sadece emanetin hakkıyla aktarılması vardır.

Ayetin başındaki “onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de göstermesek de” ifadesi, ömür ve zaman üzerindeki mutlak tasarrufun yalnızca Allah’a ait olduğunu bildirir. Resulün vazifesi, hakikati ulaştırmak ve şahitlik etmektir; sonuç üzerinde iddia sahibi olmak ise, ilahi hikmete karşı bir taşkınlıktır.

Sonuç olarak bu ayet, resulün görevinin sınırlarını açıkça belirler: O, yalnızca hakikati tebliğ etmekle sorumludur; hidayet, hesap ve hüküm ise Allah’a aittir. Azabın gelip gelmeyeceği, kimin ne zaman cezalandırılacağı tamamen ilahi hikmet dairesindedir. Bu ayet, resulün hakikate şahitlik ettikten sonra sonucu Allah’a bırakması gerektiğini öğretir. Resul için bu, hem sorumluluğun bilincini, hem de tevekkülün doruk noktasını temsil eder. Tebliğ, kalple yapılan bir şehadettir; hesap, yalnızca hakikat sahibine aittir.



~~13.41~
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَاْتِى الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا وَاللّٰهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهٖ وَهُوَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ
~ ~ ~

Kur’ân-ı Kerîm Türkçe okunuş:

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)