İçeriğe atla
Ra'd 39Cüz 13 · Sayfa 254

Ra'd Sûresi 39. Âyet

الرعد

Sohbete sor

Yemhû(A)llâhu mâ yeşâu veyuśbit(u)(s) ve'indehu ummu-lkitâb(i)

Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır.

Ra'd Sûresi

13.39- Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.  


“Allah, dilediğini siler, (dilediğini de) sabit kılıp bırakır.” Kelamî açıdan bu ayet, kader ve Allah'ın iradesi üzerine yapılan kelamî tartışmaların merkezinde yer alan temel ayetlerden biridir. "Dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır" ifadesi, kaderin sabit değil, Allah'ın iradesiyle değişebilir olduğunu gösterir. Allah ezelde her şeyi bilir ve diler; fakat bu ayet, Allah'ın ezelî ilmindeki bilgilerden değil, yaratıklar üzerindeki tecellîsine dair hükümlerin değişebilirliğini ifade eder.

Buna göre, Allah'ın iki tür kaydı vardır:

Levhu'l-Mahfûz: Değişmez, ezelî ve kesin kaderdir.

Levhu'l-Mahv ve'l-İsbât: Silinip yazılabilen, şartlara ve ilahî hikmete göre değişebilen kader levhasıdır.

İşte bu ayet, ikinci anlamda bir kader anlayışını ifade eder. Allah, abdlarını niyet, fiil ve dualarına göre bazı hükümleri siler (mahv) ve bazılarını sabit bırakır (isbât). Ancak bu değişim, Allah'ın ezelî bilgisine aykırı değildir, çünkü Allah zaten bu değişimin olacağını da ezelî ilminde bilmektedir.

Bu durum, insanın dualarının, salih amellerinin ve tövbelerinin kader üzerindeki etkisini de anlamlı hale getirir. Kader, ilahi bir yazgı olmakla birlikte, Allah'ın dilemesine ve hikmetine bağlı olarak tecellî eder. Bu da insanı hem mesul kılar hem de ilahî kudretin mutlaklığına teslimiyeti gerektirir.

İrfanî açıdan bu ayet, zâhirde sabit görünen hiçbir şeyin aslında sabit olmadığına, tüm varlık âleminin Allah'ın sürekli fiilleri içinde bir an be an yeniden düzenlenme hâlinde olduğuna işaret eder. Varlık, her an yeniden tecellî halindedir. "Mahv" ve "isbât", bu varoluşun tasfiye ve tahkîm, yani silme ve sabitleme boyutlarını temsil eder.

İrfanî açıdan bu ayet, kalbin ve nefsin terbiyesiyle ilişkilendirilir. Kalpte yer alan kötü vasıflar, gaflet, kibir ve bencillik gibi hâller Allah'ın "mahv" fiiliyle silinir; yerlerine ihlas, aşk, hikmet ve marifet gibi hâller "isbât" edilir. Bu, müridin kalbî yolculuğunda yaşadığı dönüşümün bir yansımasıdır. Her manevi yolculuk (seyr ü sülûk), bir silinme ve yeniden sabitlenme sürecidir.

Ayrıca, "mahv" (silme) aynı zamanda nefsin varlık iddiasının ortadan kaldırılması; "isbât" ise Allah'a ait olanın kalpte kökleştirilmesidir. Yani kişi kendisinden silinir, Allah ile sabitlenir. Bu anlamda mahv, benlik perdesinin kaldırılması, isbât ise hakikatin kalpte yer bulmasıdır.

Bazı ariflere göre bu ayet, zamanın kendisinin de Allah'a ait olduğunu, geçmişin ve geleceğin ilahî irade ile yeniden düzenlenebileceğini gösterir. Bu yüzden zaman içinde var olan şeyler, sabit hakikatler değil, hakikatin gölgesindeki anlık tecelliler hâlidir.

Sonuç olarak, bu cümle Allah'ın iradesinin mutlak oluşunu ve kaderin bir yönüyle değişebilir olduğunu gösterir. Kelamî perspektiften kader, yalnızca sabit hükümlerden ibaret değil, aynı zamanda Allah'ın dilediği gibi silip sabit bırakabildiği bir düzen içindedir. İrfanî açıdan ise varlığın sürekli dönüşüm hâlinde olduğunu, kalbin ve nefsin arınma sürecinde ilahî fiillerin tecellî ettiğini ve her şeyin Allah'ın muradı ile silinip sabitlenebileceğini ifade eder. Varlık, benlikten silindikçe hakikate sabitlenir.

“Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır.” Kelamî açıdan bu ayet, Allah'ın ilminin bir yansıması olarak değerlendirilir. "Ana kitap" kavramı, Allah'ın ezelî ilminde yer alan, geçmişten geleceğe her şeyin kayıtlı olduğu, değişmeyen bilgi kaynağını ifade eder. Ayette geçen bu kavram, varlıkların fiilleri, kaderleri, süreleri ve sonuçlarının yazılı olduğu ilahî levhaya işaret eder.

Allah, her şeyi ezelde bilir. O'nun ilminde en ufak bir eksiklik veya değişim olmaz. "Ana kitap O'nun yanındadır" ifadesiyle de bu ezelî bilginin yalnızca Allah'ın ilminde saklı olduğu, kimsenin bu bilgiyi tam anlamıyla kuşatamayacağı vurgulanmaktadır. Burada "yanında" ifadesi, ezelî olduğunu, Allah'ın hâkimiyetini ve mutlak ilmini ifade eder.

Kelamî açıdan ana kitapta olan hiçbir şey tesadüfi değildir. Allah'ın dilemesiyle meydana gelen her şey, O'nun ezelî ilminde zaten mevcuttur. Bu, kaderin ve olayların rastgele değil, ilahi hikmetle belirlenmiş bir düzende işlediğini ortaya koyar.

İrfanî açıdan bu ayette, "Ana kitap" kavramı yalnızca ilahî bir kayıt defteri değil, aynı zamanda hakikatin ve sırların korunduğu nuranî bir alan olarak değerlendirilir. Arifler için burası, Allah'ın ilminde ezelde takdir edilen hakikatlerin yazılı olduğu bir levha, yani küllî bilginin kaynağı olan varoluşsal bir hakikattir.

"Ana kitap O'nun yanındadır" olması, bu bilginin sadece Allah'a ait bir sır olduğunu, zaman, mekân ve aklın ötesinde bir boyutta bulunduğunu ifade eder. Abd, ancak kalbî bir arınma ve marifet yoluyla bu kaynaktan akan diğer kitaplara dair idrak edebilir. Fakat hakikatin tamamı, "mahfuz" yani korunmuştur ve yalnızca Allah'a aittir.

"Ana kitap", kişinin hakikatiyle de ilişkilendirilir. Her insanın özünde, Rabbinden gelen ve ona ait olan ilahî bir yazgı, bir küllî sır vardır. Bu sır, ana kitapta kayıtlı olanın bireysel karşılığıdır. Arif için bu, varlıkla Allah arasındaki en ince bağlardan biridir. Varlık, bu yazgıyı keşfetmeye çalışır, fakat onu tümüyle kavrayamaz; çünkü "O'nun yanındadır." Sonuç olarak, bu ayet hem kelamî hem irfanî açıdan Allah'ın ezelî ilminde yer alan değişmeyen kader levhasına işaret eder. Kelamî perspektiften her şeyin yazıldığı bu levha, O'nun ilmindedir ve yalnızca O'na aittir. İnsan, bu ilme ulaşamaz, sadece onun hükmüne teslim olur. İrfanî açıdan ise bu, sadece bilgi değil, ilahî sırların ve hakikatin saklandığı nuranî bir boyuttur. Bu bilgi, insanın nefsani idrakiyle değil, ancak marifetle kalpte açılan bir pencereden sezilebilir. Bu yüzden levh-i mahfuz, "O'nun yanındadır" ifadesiyle ulaşılmaz, bozulmaz ve sadece O'nun ilminde açığa çıkan bir hakikattir. Bu hem Allah'ın ilmî mutlaklığını hem de varlığın hakikatinin sır perdesi altında korunduğunu gösterir.



~~13.40~
وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذٖى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ
~ ~ ~

Kur’ân-ı Kerîm Türkçe okunuş:

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)