Vekâle-lleżîne keferû lirusulihim lenuḣricennekum min ardinâ ev lete'ûdunne fî milletinâ(s) feevhâ ileyhim rabbuhum lenuhlikenne-zzâlimîn(e)
İnkar edenler, peygamberlerine; "Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz" dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: "Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz."
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(13) Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn.)
“İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!" Rableri de onlara: "Zâlimleri mutlaka helâk edeceğiz" diye vahyetti.” Yurtlarından çıkarılmak Hakk ehlinin, tevhid ehlinin müşterek özelliklerinden bir tanesidir. Bulundukları yerlerde kabul görmezler ve reddedilirler. Tabî ki bu zâhiren çıkarılmalarda büyük hikmetler vardır. Tevhid ehli için bir hicret muhakkak gereklidir çünkü nefsâni varlığında yaşadığı o şehirden rûh mahalline hicret etmesi lâzımdır. Kim ki tevhid ehli olmak istiyorsa mutlaka bu hicreti yapması lâzımdır. Bâtınen bu hicret genişleme ve irtifa kaydetme demektir. Bu hicret başlangıçta belki kişiye zor gelecektir fakat hicret ettikten sonra ufku genişleyip ferahladıktan sonra daha büyük bir güce sahip olarak geri döner ve onları hükmü altına alır. Efendimiz (s.a.v.) in hayâtında olan budur ki sonuçta Mekke-i Mükerremeyi müşriklerin elinden almış oldu.
Bu yoldaki ilerleme başlayınca zâten kişi istesede istemesede kendisinde hâkim konumunda olan nefsâni duygular rahmâni oluşumları hemen oradan çıkarıyorlar ve aslında bu çıkış olmaz ise bu rahmâni oluşumlar orada kaldığı sürece nefsâni oluşumların ahlâkı ile ahlâklanmış olur.