Min verâ-ihi cehennemu veyuskâ min mâ-in sadîd(in)
Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.
Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.
Bu ayet, ahiretteki azabın şiddetini ve dehşetini tasvir etmektedir. Özellikle 'cehennem' ve 'sadîd' kavramları, azabın niteliğini ve acı vericiliğini vurgulamaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'verâe' kelimesinin hem 'arka' hem de 'ön' anlamında kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, cehennemin kişinin geleceğinde, onu bekleyen bir akıbet olarak tasvir edildiğini gösterir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 335)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'verâe' kelimesinin bazen 'önünde' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın, bir şeyin kişiyi kuşatması veya kaçınılmaz olması durumunda geçerli olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda cehennemin kişiyi bekleyen kaçınılmaz bir son olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki mekansal ifadelerin çoğu zaman sembolik anlamlar taşıdığını belirtir. 'Verâe'nin burada kullanılması, cehennemin sadece fiziksel bir konum değil, aynı zamanda kişinin amellerinin doğal bir sonucu olarak onu bekleyen bir kader olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cehennem' kelimesinin Arapça'da derin çukur anlamına gelen 'cehennem'den türediğini ve Kur'an'da kâfirlerin cezalandırılacağı yerin özel ismi olduğunu belirtir. Bu ayette, azabın şiddetini ve derinliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cehennem'in, ahiretteki azap yurdunun özel ismi olduğunu ve bu ismin, derinliği ve karanlığı çağrıştırdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu azap yurdunun varlığını ve kaçınılmazlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cehennem' kavramının Kur'an'da sadece bir ceza yeri olmanın ötesinde, Allah'tan uzaklaşmanın ve ilahi düzene karşı gelmenin nihai sonucu olarak tasvir edildiğini belirtir. Bu ayette, günahkarların karşılaşacağı nihai akıbeti temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sakâ' fiilinin 'içirmek' anlamına geldiğini ve bu ayetteki 'yuskâ' (edilgen) formunun, içirilen şeyin kişinin isteği dışında, zorla verildiğini gösterdiğini belirtir. Bu, azabın bir parçası olarak zorla içirilen irinli suyu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sakâ' fiilinin hem hayırlı hem de şerli içecekler için kullanılabileceğini ancak bu ayetteki bağlamda, 'sadîd' ile birlikte kullanıldığında, bunun bir azap ve işkence unsuru olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadîd'in, cehennem ehlinin etlerinden ve derilerinden akan irin ve kan karışımı olduğunu belirtir. Bu, azabın tiksindirici ve acı verici niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sadîd'i, yaralardan akan kanlı irin olarak tanımlar ve Kur'an'da cehennemliklere içirilecek olan iğrenç bir sıvı olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, azabın fiziksel ve psikolojik boyutunu ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sadîd'in, vücuttan çıkan pis ve iğrenç sıvıları ifade ettiğini ve Kur'an'da cehennem azabının bir parçası olarak zikredildiğini belirtir. Bu, azabın dayanılmazlığını ve tiksindiriciliğini pekiştirir.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(16) (Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd.)
“Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.”