Yetecerra'uhu velâ yekâdu yusîġuhu veye/tîhi-lmevtu min kulli mekânin vemâ huve bimeyyit(in)(s) vemin verâ-ihi ‘ażâbun ġalîz(un)
Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.
Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir.
Bu ayet, cehennem ehlinin çekeceği azabın şiddetini ve sürekliliğini tasvir etmektedir. Özellikle içeceklerin zorluğu, ölümün gelip de gerçekleşmemesi ve sürekli bir azabın varlığı dilbilimsel olarak vurgulanmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cer' (جرع), suyu yudum yudum içmektir. Tecerrü' (تجرّع) ise, bir şeyi zorla, güçlükle yudumlamaktır. Ayetteki 'yetecerrauhu' ifadesi, cehennem ehlinin içeceği irinli suyu, tiksinti ve zorlukla, yavaş yavaş ve acı çekerek içtiğini anlatır, kolayca içemediğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tecerrü' (تجرّع), bir şeyi yudum yudum içmektir. Burada, cehennemliklerin içeceği sıvıyı, boğazlarından geçirmekte zorlandıklarını, acı ve ızdırap içinde yavaş yavaş yuttuklarını mecazi olarak ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tecerrü' (تجرّع) fiili, bir şeyi zorla ve güçlükle yutma eylemini ifade eder. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin içeceği sıvının ne kadar iğrenç ve acı verici olduğunu, boğazlarından kolayca geçmediğini, aksine her yudumda büyük bir eziyet çektiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sağ (ساغ) kelimesi, yiyecek veya içeceğin boğazdan kolayca geçmesi anlamına gelir. 'Yusîğuhu' ifadesi, cehennem ehlinin içtiği sıvıyı kolayca yutamadığını, boğazlarında takılıp kaldığını, dolayısıyla içmenin onlar için bir işkence olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İsâğa (إساغة), bir şeyi kolayca yutmaktır. Ayetteki 'lâ yekâdü yusîğuhu' (neredeyse yutamayacaktır) ifadesi, içeceğin tadının ve yapısının ne kadar kötü olduğunu, boğazdan geçmesinin imkansız denecek kadar zor olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sağ (ساغ) kökünden türeyen 'yusîğuhu' kelimesi, bir şeyin boğazdan rahatça geçmesi, kolayca yutulması anlamını taşır. Ayetteki olumsuz kullanımı, cehennemliklerin içecekleri sıvının boğazlarından geçmesinin ne kadar zor olduğunu, hatta neredeyse imkansız olduğunu, bu durumun da azabın bir parçası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت), hayatın zıddıdır. Ayetteki 'ye'tîhi'l-mevtü min külli mekânin ve mâ hüve bimayyit' ifadesi, ölümün her yönden gelmesine rağmen, cehennem ehlinin gerçekten ölemeyeceğini, yani azabın sona ermeyeceğini, sürekli bir acı içinde kalacaklarını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mevt' (ölüm) kavramı, sadece biyolojik bir sonu değil, aynı zamanda ruhsal bir durumu veya bir halden başka bir hale geçişi de ifade edebilir. Bu ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin fiziksel olarak ölmese de, ölümün tüm acılarını hissedecekleri, ancak bu acıdan kurtulmak için ölemeyecekleri paradoksal bir durumu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mevt (موت), ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ayetteki 'mâ hüve bimayyit' ifadesi, cehennem ehlinin ölümün acısını defalarca yaşayacaklarını, ancak bu acıdan kurtulmak için gerçek anlamda ölüp yok olamayacaklarını, azabın sürekli olacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelen 'azb' (عذب) kökünden gelir. Azap, kişiyi istediği şeyden alıkoyan, acı veren cezadır. Ayetteki 'azâbün galîz' (çetin bir azap) ifadesi, cehennem ehlinin karşılaşacağı cezanın şiddetini, ağırlığını ve dayanılmazlığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azâb (عذاب), bedene veya ruha acı veren her türlü cezadır. 'Galîz' (غليظ) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu azabın sadece acı verici olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok şiddetli, ağır ve sürekli olduğunu, kurtuluş imkanı olmadığını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Azâb (عذاب), insanı rahatsız eden, ona eziyet veren şeydir. Ayetteki 'azâbün galîz' ifadesi, cehennem ehlinin karşılaşacağı azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda çok büyük, katı ve dayanılması güç bir işkence olduğunu, bu azabın sürekli ve kesintisiz olacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Galîz (غليظ), inceliğin zıddıdır; hem maddî hem de manevî anlamda kalınlık, kabalık ve şiddet ifade eder. 'Azâbün galîz' ifadesi, azabın sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini, yani şiddetini, ağırlığını ve dayanılmazlığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Galîz (غليظ), şiddetli ve ağırdır. 'Azâbün galîz' ifadesi, cehennem azabının hafif veya geçici olmadığını, aksine çok şiddetli, katı ve sürekli bir azap olduğunu mecazi olarak anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Galîz (غليظ) kelimesi, bir şeyin yoğunluğunu, şiddetini ve ağırlığını ifade eder. Ayetteki 'azâbün galîz' tamlaması, cehennem ehlinin karşılaşacağı azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda çok büyük, katı ve dayanılması güç bir işkence olduğunu, bu azabın sürekli ve kesintisiz olacağını belirtir.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(17) (Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyitin, ve min verâihî azâbun galîz.)
“Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azâb gelecektir.”