İçeriğe atla
İbrâhîm 32Cüz 13 · Sayfa 259

İbrâhîm Sûresi 32. Âyet

ابراهيم

Sohbete sor

(A)llâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣrace bihi mine-śśemerâti rizkan lekum(s) veseḣḣara lekumu-lfulke litecriye fî-lbahri bi-emrih(i)(s) veseḣḣara lekumu-l-enhâr(a)

Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.

İbrâhîm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(32) (Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semerâti rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrihî, ve sehhare lekumul enhâr.)

“Allah öyle bir Allah'tır ki; gökleri ve yeri halketti, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi.” Allah (c.c.) lâfzı ağzımızdan çıktığı anda şöyle bir durup düşünmemiz gerekiyor, çok sıradan bir ifâde şekilde kullanmamalıyız.

Bu yeryüzü o kadar muhteşem bir yerdir ki, ilâhi tecellinin son zuhur mahallidir. Esfeli sâfilin denilen bu yer alâ-yı illiyyin’den ayrı değildir, ikisi bir aradadır. O kadar tabîi bir yaşantı gibi algılıyoruz ki, sabah gözümüzü açıyoruz güneş doğmuş, ağaçlar yeşermiş (v.b.) ve bizim içinde bulunduğumuz bu muhteşem ortamın ihtişamını anlayamıyoruz çünkü bize bedava verilmiş, karşılığında bir bedel ödesek belki inceleyeceğiz, detaylarına ineceğiz ve kıymetini belki biraz anlayacağız. Bir ömür boyu çalışsak yediğimiz bir meyvenin bedelini ödememiz mümkün değildir, ödediğimiz bedel hizmet bedelidir, çünkü onu oluşturan toprak, güneş (vb.) diğer hiçbir şey bizim değildir. Bu örnekle şöyle bir durup düşünmek lâzım ki, o meyvenin bedeli ne kadar pahalıdır.

Ayrıca Cenâb-ı Hakk (c.c.) bu âlemin şartlarına uygun olarak bize bir beden elbisesi veriyor yoksa bu âlemde yaşamamız mümkün olmazdı. Bu örnekten yola çıkarsak dünyânın devâmında hangi âleme intikal edersek bize o âlemin şartlarına uygun elbise verilecektir.

Meselâ cehenneme girenlere ateş ağırlıklı elbise verilecek ancak mühim olan o elbise değil onun içinde olacak olan kimliktir.

“Sizin için çıkardı” ifâdesinde Müslüman veya kâfir ayrımı yapılmıyor, bütün insânlar kastediliyor.

Teshir etmesi maddi anlamda bir müdahale olmadan yâni tesir olmaksızın itâate verilmesidir ve bu daha sonra hayrete dönüşmektedir. Yoksa tonlarca ağırlıktaki bir gemi çok alçak bir suyun üzerinde nasıl duracak buna hayret etmemek mümkün değildir.

Bâtıni yönden ise “fulke” denilen bu beden gemisi bu tekne hakîkâti Muhammediyye teknesidir, bu tekne ile ancak hakîkâti ilâhiyye deryasında yüzmek mümkündür yoksa beşeriyyet teknesi ile yüzmek mümkün değildir.

İnsân gerçekten hayret ediyor, düz bir ovada bir nehir suyla dolmuş akıyor, nereden alıyor bu kuvveti. Yan yana olan iki nehirden biri kilometrelerce uzaklıktaki bir denize akarken yanındaki diğeri çok yakında olan bir başka denize akmaktadır.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)