İçeriğe atla
İbrâhîm 39Cüz 13 · Sayfa 260

İbrâhîm Sûresi 39. Âyet

ابراهيم

Sohbete sor

Elhamdu li(A)llâhi-lleżî vehebe lî ‘alâ-lkiberi ismâ'île ve-ishâk(a)(c) inne rabbî lesemî'u-ddu'â/-(i)

"Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."

İbrâhîm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(39) (Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi ismâîle ve ishâka, inne rabbî le semîud duâ.)

"İhtiyarlık halimde bana İsmâil'i ve İshak'ı lutfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duâmı çok iyi işitir.” Zâhiren gelecek dönemlere dönük olarak yaşlanmış insânların dahi çocuk sâhibi olacaklarına bu Âyeti Kerîme delildir.

Bâtınen ise İbrâhîmiyyet mertebesinin bir hayli ilerlemiş olduğu devrelerde veled-i kalbin ortaya çıkması ancak mümkün olabiliyor.

Kişi işte bu gönül evlâdı ile gerçek Kâbe’sini Beytül Haram’ı yapabilmektedir.

İslâm alimlerinin büyük bir kısmının kanaati kurban hâdisesinin İsmâil (a.s.) için olduğu görüşündedir,

batılıların görüşleri ise İshak (a.s.) olduğu yönündedir. Muhiddîni Arabi hz.leri de Fusûsul Hikem’de Efendimiz (s.a.v) den alarak bize aktardığını belirttiği şekilde bu hâdisesinin İshak (a.s.) için olduğudur. Bu kaynakta bu nedenle bizler için güçlü bir ifâdedir.

Kûr’ân-ı Kerîm’de de bu konuda net bir isim verilmemesi hem İsmâil (a.s.) kanadından bize ulaşan Müslümanlar için hem de İshak (a.s.) kanalından giden Mûseviyyet ve Îseviyyet için kûrb’ân hakîkâtinin olmasından dolayıdır. Yani bu kûrb’ânlık hakîkâtinin sâdece tek bir tarafa ait olmayıp kim hangi kanaldan gelirse ve ilerlerse ilerlesin kûrb’ân lık hakîkâtinden geçmek zorunda olduğunu ifâde etmektedir bu hâdisenin böyle olması. Kûr’ân-ı Kerîm’de İsmâil (a.s.) veya İshak (a.s.) olarak sâdece birisi açık olarak belirtilmiş olsa idi Hakk’a giden bu yollardan diğer yolda bu hâdise olmayacaktı, ki bu durum Hakk’a giden yolda muhakkak olması gereken bir hâdisedir.

Kişi Hakk’a gitmek için en çok sevdiği şeyi feda etmelidir. Zâhiren kûrb’ân lık olarak koç kesilmesinde kûrb’ân koç olmaktadır ve koç kendisini hiç ilgilendirmeyen bir hâdise için canını vermektedir, kişi ise sâdece cebinden parasını çıkarıp vermektedir.

İbrâhîm kûrb’ân tevhidin babası olduğundan ve âlemdeki bütün varlıkları birlemiş olduğundan burada belirttiği “hamd” bu mertebeden yapılan hamd’dır.

“Hamd Allah’a mahsustur” yâni hamd’ı sâdece Allah yapar kul yapamaz demektir. Dilimizle sürekli yaptığımız hamd ise beşeriyetimizden yaptığımızı zannettiğimiz hamd’dır ve “hamd” ın teşekkür mahîyetinde yapılan mertebesidir.