Rabbenâ inneke ta'lemu mâ nuḣfî vemâ nu'lin(u)(k) vemâ yaḣfâ ‘ala(A)llâhi min şey-in fî-l-ardi velâ fî-ssemâ/-(i)
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(38) Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ nu’linu, ve mâ yahfâ alallâhi min şey’infil ardı ve lâ fis semâi.)
"Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.” Bu âyeti kerime’de önce Rabbimiz ile başlayan hitâp aynı şekilde devâm etmedi ikinci cümlede “Allah” kelimesini kullandı Cenâb-ı Hakk (c.c).
“Rabbenâ” derken esmâ mertebesinden yâni İbrâhîm
(a.s.) o gün içinde bulunduğu kendi mertebesinden hakîkâti ifâde etmekte, devâmında ise ulûhiyyet mertebesinden ifâdede bulunmaktadır.
İçimizde gizli olan rububiyyet mertebesi îtibarıyla dar bir sahadır, fakat devâmında semâvat ve arz yâni bütün âlemlerin kapsama alınması ulûhiyyet mertebesidir. Her bir Rab bir esmâi ilâhiyyenin faaliyet alanını meydana getirmektedir. Bu nedenle Rab ismi ile ifâde edilen saha Allah ismi ile ifâde edilen sahayı kapsayamaz.
İbrâhîm (a.s.) burada çok büyük bir irfaniyet göstererek beşeri mânâda “Rab” ifâdesini kullanıyor, ulûhiyyet mânâsında “Allah” ismini kullanıyor.