Veterâ-lmucrimîne yevme-iżin mukarranîne fî-l-asfâd(i)
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
İbrâhîm Suresi 49. ayet, kıyamet gününde suçluların durumunu tasvir etmektedir. Ayet, 'görme', 'suçlular' ve 'zincirler' gibi anahtar kavramlar üzerinden, o günün dehşetini ve cezasını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'r-ʾ-y' kökünü hem gözle görme (rü'yetü'l-basar) hem de kalple idrak etme (rü'yetü'l-kalb) anlamlarında kullanır. Bu ayetteki 'terâ' fiili, kıyamet gününde mücrimlerin halini bizzat gözlemleme ve şahit olma anlamını taşır, bu da olayın vahametini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'görme' fiillerinin bazen mecazi anlamlar taşıdığını belirtse de, bu ayetteki 'terâ' fiilinin doğrudan ve somut bir görme eylemini ifade ettiğini, yani o günkü dehşetli manzarayı herkesin müşahede edeceğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'c-r-m' kökünün 'kesmek, ayırmak' anlamından türediğini ve 'mücrim' kelimesinin de hayırdan kesilmiş, günahta ısrar eden kişi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-mücrimîn', Allah'ın emirlerinden yüz çevirip günah işlemekte direnenleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'c-r-m' kökünün 'günah işlemek, suçlu olmak' anlamını vurgular. 'Mücrim' kelimesi, dünyada işlediği suçlar sebebiyle ahirette cezayı hak eden kişiyi tanımlar ve ayetteki bağlamda bu kişilerin akıbetini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'c-r-m' kökünden türeyen 'mücrim' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın hükümlerine karşı gelen, O'na isyan eden ve bu nedenle ilahi cezayı hak eden kişileri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'mücrimîn', Allah'ın vaat ettiği azaba maruz kalacak olanları temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-r-n' kökünün 'bir şeyi diğerine bitiştirmek, bağlamak' anlamını taşıdığını belirtir. 'Mukarrenîn' kelimesi, suçluların birbirlerine veya zincirlere bağlanmış, yani hareket kabiliyetleri kısıtlanmış bir halde olduklarını ifade eder, bu da onların acizliğini ve cezalarının şiddetini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'k-r-n' kökünün 'eşleştirmek, bir araya getirmek' anlamını vurgular. 'Mukarrenîn' ifadesi, suçluların hem birbirlerine hem de azap unsurlarına (zincirlere) bağlanmış olmalarını, yani kaçış imkanlarının olmadığını ve azabın sürekliliğini sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 's-f-d' kökünün 'bağlamak, zincirlemek' anlamını taşıdığını ve 'asfâd' kelimesinin de özellikle esirleri bağlamakta kullanılan zincirler olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-asfâd', mücrimlerin kıyamet gününde maruz kalacakları aşağılayıcı ve acı verici bağları ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'asfâd' kelimesinin 'ayaklara takılan zincirler' anlamına geldiğini ve bu kelimenin genellikle esirlerin veya suçluların hareketini kısıtlamak için kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, mücrimlerin o günkü çaresizliğini ve azabın somut bir göstergesini sunar.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(49) (Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil asfâd.)
“O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.”