Velekad na'lemu ennehum yekûlûne innemâ yu'allimuhu beşer(un)(k) lisânu-lleżî yulhidûne ileyhi a'cemiyyun vehâżâ lisânun ‘arabiyyun mubîn(un)
Andolsun ki biz onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır.
Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır.
Nahl Suresi 103. ayet, Kur'an'ın ilahi menşeini reddedenlerin iddialarını çürütmekte ve Kur'an'ın dilinin eşsiz Arapça fasihliğini vurgulamaktadır. Ayet, 'öğretmek', 'insan', 'yabancı dil' ve 'açık Arapça' gibi kavramlar üzerinden bu tartışmayı dilbilimsel bir zemine oturtur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah Teâlâ'nın ilmi ise, eşyanın hakikatini olduğu gibi bilmesidir. Ayetteki 'na'lemu' (biliyoruz) ifadesi, müşriklerin Peygamber'e (s.a.v.) bir beşerin öğrettiği yönündeki iddialarının Allah tarafından tam olarak bilindiğini, bu iddiaların asılsızlığının Allah katında aşikar olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Allah'ın ilmi, ezelî ve ebedî olup, hiçbir şeye bağlı değildir. Ayetteki kullanım, Allah'ın, insanların gizli veya açık tüm sözlerini ve niyetlerini bildiğini, dolayısıyla bu iftirayı da bildiğini ve karşılığını vereceğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ta'lîm (öğretmek), bir şeyi başkasına bildirmektir. Ayetteki 'yu'allimuhu' (ona öğretiyor) ifadesi, müşriklerin, Kur'an'ın Hz. Muhammed'e (s.a.v.) bir insan tarafından öğretildiği yönündeki asılsız iddialarını aktarır. Bu, Kur'an'ın ilahi menşeini reddetme çabasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kökünden türeyen kelimeler, genellikle bilgi edinme ve öğretme süreçlerini ifade eder. Burada 'yu'allimuhu' fiili, Kur'an'ın kaynağına dair bir tartışmayı yansıtır; müşrikler, ilahi vahiy yerine beşeri bir öğretimi öne sürerek Kur'an'ın otoritesini zayıflatmaya çalışmışlardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beşer, dış görünüşüyle diğer canlılardan ayrılan, akıl ve idrak sahibi insandır. Ayetteki 'beşer' kelimesi, müşriklerin Kur'an'ın kaynağını ilahi olmaktan çıkarıp, sıradan bir insana atfetme çabasını ifade eder. Onlara göre, Peygamber'e (s.a.v.) Kur'an'ı öğreten, kendileri gibi bir insandır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Beşer, insanın zahiri, dış görünüşüdür. Bu kelime, genellikle insanın zayıflığını ve sınırlılığını vurgulamak için kullanılır. Ayette, Kur'an'ın ilahi kudret ve hikmetini reddedip, onu sınırlı bir beşerin ürünü olarak gösterme çabası bağlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlhâd, doğru yoldan sapmak, meyletmek demektir. 'Lahd' ise mezarın yan tarafına kazılan oyuktur, çünkü ana doğrultudan sapmıştır. Ayetteki 'yulhidûne' (saptıkları, eğri yola gittikleri) ifadesi, müşriklerin Kur'an'ın ilahi kaynağı hakkında doğru yoldan saparak, ona iftira attıklarını ve batıl iddialarda bulunduklarını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İlhâd, genellikle hakikatten sapma, doğru inançtan uzaklaşma anlamında kullanılır. Bu ayette, müşriklerin Kur'an'ın kaynağı hakkında gerçek dışı iddialarda bulunarak, hakikatten saptıklarını ve bu sapmalarının bir iftira niteliği taşıdığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): A'cemî, Arapça konuşamayan veya dili Arapça olmayan kişidir. Ayetteki 'a'cemîyyun' (yabancıdır) kelimesi, müşriklerin Kur'an'ı öğrettiğini iddia ettikleri kişinin dilinin Arapça olmadığını, dolayısıyla Kur'an'ın fasih Arapça'sını bu kişiden öğrenmesinin imkansızlığını ifade eder. Bu, onların iddialarının çelişkisini ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): A'cemî, Arap olmayan veya Arapça'yı iyi konuşamayan demektir. Bu kelime, Kur'an'ın dilinin üstünlüğünü ve eşsizliğini vurgulamak için bir karşıtlık oluşturur. Müşriklerin iddia ettiği kişinin 'a'cemî' olması, Kur'an'ın mucizevi Arapça belagatini açıklayamayacağı anlamına gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mübîn, açıklayan, beyan eden demektir. Ayetteki 'mübîn' (apaçık) kelimesi, Kur'an'ın dilinin sadece Arapça olmakla kalmayıp, aynı zamanda son derece açık, anlaşılır ve belagatli olduğunu vurgular. Bu, onun ilahi menşeinin bir kanıtıdır ve yabancı bir dilden öğrenilmesinin imkansızlığını pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Beyân' kökünden türeyen 'mübîn', Kur'an'ın temel özelliklerinden biridir. Kur'an, kendisini 'açık bir kitap' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'mübîn' ifadesi, Kur'an'ın dilinin sadece Arapça olduğunu değil, aynı zamanda anlamının ve mesajının da açık ve net olduğunu, dolayısıyla herhangi bir yabancı dilin veya beşeri öğretinin bu açıklığı ve belagati taklit edemeyeceğini belirtir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velekad na’lemu ennehum yekûlûne innemâ yu’allimuhu beşer(un) lisânu-llezî yulhidûne ileyhi a’cemiyyun vehâzâ lisânun ‘arabiyyun mubîn(un)” Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arabça’dır. (16/103)
Bu âyetin inmesinin sebebi hakkında yapılan rivayetlerde denilmiştir ki, Mekke'de Amir b. Hadra'mî'nin "Cevrâ" veya "Yeîyş" adında Rum asıllı bir kölesi varmış, okuma-yazma bilirmiş ve kitap ehli imiş. Herkesi İslâm'a davet eden Allah'ın elçisi bazen Merve'de onu meclisine alır konuşurmuş. Kureyş müşrikleri buna kızar, Kur'ân'ı Muhammed'e bu hıristiyan öğretiyor diye alay etmek isterlermiş. Bir de Cebrâ ile Yesâra adlarında iki Rum, Mekke'de kılıç yaparlar, aynı zamanda Tevrat ve İncil okurlarmış, Hz. Peygamber arasıra bunlara uğrar, okuduklarına rast gelirse dinlermiş. Bazıları da bunu bahane etmek istemişler. Bir de Huveytıb b. Abdü'l-'Uzzâ'nın kölesi Abisâ kitaplara sahib imiş, müslüman olmuş, bunu gören müşrikler, "İşte Muhammed'e bu öğretiyormuş" demeğe kalkışmışlar. Bir de Selmân-ı Fârisî'den bahsedilmiştir. Fakat bu zat, Medine'de müslüman olduğundan dolayı âyetin Mekkî olmasına göre iniş sebebinde bu iddianın söz konusu edilmesinin doğru olamayacağını açıklamakla buna itiraz edilmiştir.[113]
Bir önceki âyette Cebrail a.s. tarafından Kûr’ân-ı Kerimi, Efendimiz s.a.v. e rabbi olan Allah c.c. tarafından indirildiği bildirilerek. Ona bunu beşer öğretiyor diyenleri tekzib etmektedir.
Ve Arabça indirildiği belirtilmektedir. A-rabça nın başındaki “A” harfini ayırdığımız zaman A!!! Rabçaymış olduğu anlaşılır… Allahça, oradan Hakkçaya, oradan Rabçaya, oradan Arapçaya tenzil olmuş, ma’nâsı hafiflemiştir. (Murat Derûni)