Kul nezzelehu rûhu-lkudusi min rabbike bilhakki liyuśebbite-lleżîne âmenû vehuden vebuşrâ lilmuslimîn(e)
Ey Muhammed! De ki: "Ruhu'l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur'an'ı Rabbinden hak olarak indirdi."
(Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.
Nahl Suresi 102. ayet, Kur'an'ın ilahi menşeini, indiriliş amacını ve taşıdığı mesajın niteliğini vurgulamaktadır. Ayet, Ruhul Kudüs aracılığıyla indirilen Kur'an'ın müminlerin imanını pekiştiren, Müslümanlara hidayet ve müjde veren hakikat olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nüzûl' kelimesinin yüksek bir yerden alçak bir yere inişi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nezzelehû' (tef'îl babından) fiili, Kur'an'ın Allah tarafından Cebrail aracılığıyla, hikmet ve tedricilikle indirilişini vurgular. Bu, vahyin bir defada değil, belirli bir düzen içinde gönderildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nezzelehû' ifadesinin mecazi olarak 'gönderdi' veya 'vahyetti' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın ilahi bir kaynaktan geldiğini ve Cebrail'in bu ilahi mesajı getiren elçi olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'n-z-l' kökünün Kur'an'da genellikle Allah'ın bir şeyi yukarıdan aşağıya indirmesi anlamında kullanıldığını ve 'tenzîl' kalıbının tedriciliği ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nezzelehû' fiili, Kur'an'ın belirli bir süreç içinde, insan idrakine uygun bir şekilde indirildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rûh' kelimesinin çeşitli anlamları olduğunu, 'Rûhu'l-Kudüs'ün ise Cebrail (a.s.) olduğunu belirtir. 'Kudüs' kelimesi ise temizlik ve mübareklik anlamına gelir. Ayetteki 'Rûhu'l-Kudüs', Kur'an'ı getiren meleğin ilahi temizliğini ve kutsallığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rûhu'l-Kudüs'ün Cebrail olduğunu açıkça ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın indirilişinde Cebrail'in aracı rolünü ve bu görevin kutsiyetini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rûh' kavramının Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak 'Rûhu'l-Kudüs'ün özel olarak Cebrail'i ifade ettiğini belirtir. Bu, vahyin ilahi bir güç tarafından, insanüstü bir varlık aracılığıyla iletildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin zıddı bâtıl olan, sabit ve doğru olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-hakkı' ifadesi, Kur'an'ın içeriğinin şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu, batılın ona karışmadığını ve ilahi bir hikmetle indirildiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hak' kelimesinin Allah'ın isimlerinden biri olduğunu ve O'nun varlığının ve sözlerinin mutlak doğruluğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-hakkı', Kur'an'ın Allah'ın mutlak hakikatinden kaynaklandığını ve dolayısıyla kendisinin de hak olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hak' kelimesinin hem sözde hem de fiilde doğruluğu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-hakkı' ifadesi, Kur'an'ın hem lafzının hem de manasının doğru olduğunu, hiçbir yanlışlık veya çelişki içermediğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebât' kelimesinin bir şeyin yerinde sağlam durması, sarsılmaması anlamına geldiğini belirtir. 'Liyusabbite' (tef'îl babından) fiili, Kur'an'ın müminlerin kalplerindeki imanı güçlendirme, şüpheleri giderme ve onları doğru yolda sabit kılma işlevini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tesbît'in bir şeyi sağlamlaştırmak, pekiştirmek ve kalıcı kılmak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'liyusabbite', Kur'an'ın müminlerin imanını sarsılmaz bir temele oturtarak onları her türlü şüphe ve fitneden koruma amacını taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 's-b-t' kökünün Kur'an'da genellikle iman ve istikamet bağlamında kullanıldığını belirtir. 'Liyusabbite' ifadesi, Kur'an'ın müminlere manevi bir dayanak sağlayarak onların inançlarını güçlendirdiğini ve onları doğru yolda sebat etmeye teşvik ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüdâ' kelimesinin doğru yolu göstermek, yol göstermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hüdâ', Kur'an'ın insanlara hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştıracak doğru yolu gösteren bir rehber olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hüdâ'nın 'beyân' (açıklama) ve 'irşâd' (doğruya yönlendirme) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın Müslümanlara hayatın her alanında yol gösteren, doğruyu yanlıştan ayırt etmelerini sağlayan bir kılavuz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' kelimesinin sevindirici haber, müjde anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'büşrâ', Kur'an'ın Müslümanlara Allah'ın rahmetini, cenneti ve dünya ve ahiretteki güzel akıbetleri müjdelediğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'büşrâ'nın 'sevinç veren haber' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın Müslümanlara umut veren, onları motive eden ve zorluklar karşısında sabretmelerini sağlayan bir müjde kaynağı olduğunu gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kul nezzelehu rûhu-lkudusi min rabbike bilhakki liyusebbite-llezîne âmenû vehuden vebuşrâ lilmuslimîn(e)” Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” (16/102)
Kuran-ı Kerim Türkçe okunuş:
16.102 - Kul nezzelehû rûhul kudusi mir Rabb’ike bil hakkı liyusebbitellezîne âmenû ve hudev ve buşrâ lilmuslimîn.
Diyanet Meali:
16.102 - Ey Muhammed! De ki: "Ruhu'l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur'an'ı Rabb’inden Hak olarak indirdi."
Görüldüğü gibi “rûhul kudus” mertebesi Müslümanlara da, verilmiştir. Mealde “Kur’an” olarakta ifade edilmiştir.
Aynı ruh mertebesinin sırası ile hem İsevilere ve hemde Müslümanlara verildiği açık olarak görülmektedir. [111]
Rasûl – Elçi göndererek vâhy eder Hakk’ın kullarına bu tür “ihbarat-ı” (haberleri) umu-mi (genel) olanıdır. Cenâb-ı Hakk esma mertebesinde zuhura gelen bir melek aracılığı ile vâhylerini “esma” mertebesin-den → “ef’al” şehadet mertebesinde seçtiği bir kuluna “Ne-bi-Rasül” gönderir, bu “adet-i ilâhiyye”dir.
Bütün Nebi ve Rasüller ilâhi mertebeler ilimlerini bu sistem içerisinde almışlardır.
Âdem (a.s.) ile başlayıp Hz. Rasûlullah (s.a.v.) efendi-mizle neticelenen ilmi ilâhi zahiren hep bu sistemle faaliyette olmuştur.
Bu sistem herkes için geçerli ve idrakî kolay olandır.
Esma âleminden → ef’al-şehadet âlemine olan tecel-lilerdir.
Kûr’ân-ı Keriym Nahl sûresi 16/102. âyetinde:
لَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّعقُلْ نَزَّ
لِلَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَعلِيُثْبِتَ ال
kul nezzelehu rûhul kudüsi min rabbike bil hakkı liyüsebbitelleziyne amenu ve hüden ve büşra lil müslimiyne Meâlen :
(Ey Muhammed!) De ki: Rûh’ül Kudüs (Cebrâil a.s.) Rabbının katın-dan îmân edenlere sabit kılsın (pekiştirsin) diye ve müslü-manlar için hidâyet ve müjde olsun hak için onu (Kûr’ân-ı) indirmiştir Kûr’ân-ı Keriym Âl-i İmran sûresi 3/39. âyetinde:
فَنَادَتْهُ الْمَلَئِكَةُ
وَهُو قَائِمٌ يُصَلَّى فِي الْمِحْرَابِ
اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًاأأَنَّ
بكلمة مِنَ الله
وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
ve hüve kaimun yusalli fiyl mihrabi ennellahe yübeşşirüke biyahya mûsâddıkan bikelimetin min allahi ve seyyiden ve hasuren ve nebiyyen minessalihiyne Meâlen :
mihrapta o (Zekeriyya a.s.) namaz kılmakta iken melekler ona seslendiler kesin Allah sana, Allah’tan (Allah’ın emriyle vücûd bulan) kelime ile (“kelimeyi” İsa”yı) tasdik eden, seyyid (e-fendi), hasur (nefsine hâkim, iffetli), salihlerden (iyilerden) nebi (peygamber) olarak Yahya’yı müjdeler.
Daha fazla zaman almamak için burada da bu kadar izahla yetinmek istiyoruz.
Düşünen kimseler için küçük ifadelerde büyük izahlar bulunmaktadır.[112]