İnnemâ yefterî-lkeżibe-lleżîne lâ yu/minûne bi-âyâti(A)llâh(i)(s) veulâ-ike humu-lkâżibûn(e)
Yalanı, ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.
Yalanı ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.
Nahl Suresi 105. ayet, yalan uydurma eylemini ve bu eylemin faillerini, yani Allah'ın ayetlerine inanmayanları ele almaktadır. Ayet, 'yalan uydurma' ve 'yalancılar' kavramları üzerinden inançsızlığın bir tezahürü olarak yalanı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İftira (افتراء), bir şeyi aslı olmaksızın uydurmak ve icat etmektir. Ayetteki 'yefteî' fiili, Allah'a veya O'nun ayetlerine karşı asılsız iddialar ortaya atmak, yani yalan uydurmak anlamında kullanılmıştır. Bu, gerçeği çarpıtma ve kasıtlı olarak yanlış bilgi yayma eylemini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yefteî (يَفْتَرِى) kelimesi, 'yalan söyler' veya 'uydurur' anlamındadır. Kur'an'da bu kelime genellikle Allah'a karşı yalan isnat etme veya O'nun ayetlerini inkâr etme bağlamında geçer. Burada da Allah'ın ayetlerine inanmayanların, bu ayetler hakkında asılsız iddialar uydurdukları kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İftira (iftirâ) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a ortak koşma, O'na çocuk isnat etme veya peygamberleri yalanlama gibi büyük günahlarla ilişkilendirilir. Nahl 105'teki 'yefteî' fiili, Allah'ın ayetlerini inkâr edenlerin, bu inkârlarını meşrulaştırmak için uydurdukları asılsız bahaneleri ve yalanları ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كذب), gerçeğin zıddı olan sözdür. Ayetteki 'el-kezib' kelimesi, Allah'ın ayetleri hakkında uydurulan asılsız iddiaları ve inkârları ifade eder. Bu, sadece bir yanılgı değil, kasıtlı bir gerçeği saptırma eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كذب), bir şeyin gerçekte olduğundan farklı bir şekilde ifade edilmesidir. Nahl 105'te 'el-kezib' kelimesi, Allah'ın ayetlerine inanmayanların, bu ayetlerin ilahi menşeini veya içeriğini reddetmek için ortaya attıkları asılsız iddiaları ve yalanları tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kezib (كذب) kelimesi, Kur'an'da hem fiil (yalan söylemek) hem de isim (yalan) olarak sıkça geçer. Bu ayette 'el-kezib' marife olarak gelerek, inanmayanların uydurduğu belirli ve bilinen yalanlara işaret eder. Bu yalanlar, onların inançsızlıklarının bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalple tasdik, dille ikrar ve organlarla amel etmektir. 'Lâ yu'minûne' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin doğruluğunu ve ilahi menşeini kalben tasdik etmemeyi, dolayısıyla onlara güvenmemeyi ve onları kabul etmemeyi ifade eder. Bu, yalan uydurmanın temel sebebidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İman (إيمان), bir şeyi tasdik etmek ve ona güvenmektir. Ayetteki 'lâ yu'minûne' ifadesi, Allah'ın ayetlerine karşı bir güvensizlik ve inkâr halini belirtir. Bu kişiler, ayetlerin hakikatini reddettikleri için, kendi inançsızlıklarını haklı çıkarmak adına yalanlara başvururlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (īmān), Kur'an'da sadece entelektüel bir kabul değil, aynı zamanda Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tam bir teslimiyet ve güveni ifade eder. 'Lâ yu'minûne' ifadesi, bu teslimiyet ve güvenin eksikliğini, dolayısıyla Allah'ın ayetlerine karşı bir direnci ve inkârı gösterir ki bu da yalan uydurmanın zeminini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyât (آيات), Allah'ın kudretine ve birliğine delalet eden işaretler, mucizeler ve Kur'an'ın bölümleridir. Nahl 105'te 'âyâtillâh' (Allah'ın ayetleri) ifadesi, hem evrendeki yaratılış delillerini hem de peygamberlere indirilen ilahi vahiyleri, özellikle de Kur'an ayetlerini kapsar. İnanmayanlar, bu delilleri ve vahiyleri reddederler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), bir şeyin varlığına veya doğruluğuna işaret eden alamet veya delildir. Kur'an'da 'âyât' kelimesi, Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren kozmik işaretler ile peygamberler aracılığıyla gönderilen vahiyleri ifade eder. Ayetteki bağlamda, inanmayanların reddettiği bu ilahi deliller ve vahiyler kastedilmektedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Âyât (آيات) kelimesi, Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanılır. Burada 'âyâtillâh' ifadesi, Allah'ın birliğini, kudretini ve peygamberlerinin doğruluğunu ispatlayan açık delilleri ve Kur'an'ın mucizevi ayetlerini ifade eder. Bu ayetlere inanmayanlar, yalan uydurarak onları geçersiz kılmaya çalışırlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kâzib (كاذب), yalan söyleyen kişidir. Ayetteki 'el-kâzibûn' ifadesi, Allah'ın ayetlerine inanmayıp onlar hakkında yalan uyduranları kesin bir dille tanımlar. Bu kelime, onların sadece bir eylemde bulunmadıklarını, aynı zamanda bu eylemin bir vasfı haline geldiklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kâzib (كاذب), sıfat-ı müşebbehe olup, yalan söylemeyi huy edinmiş veya sürekli yalan söyleyen kişiyi ifade eder. Nahl 105'te 'el-kâzibûn' kelimesi, Allah'ın ayetlerini inkâr edenlerin, bu inkârlarını sürdürmek için sürekli yalan uyduran ve bu vasfı kendilerine mal eden kişiler olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kâzib (كاذب) kelimesi, 'kezib' kökünden türeyen bir ism-i faildir ve yalan söyleme eylemini gerçekleştiren kişiyi ifade eder. Ayetteki 'ülâike humu'l-kâzibûn' ifadesi, inanmayanların yalan uydurma eyleminin ötesinde, bizzat yalancı vasfını taşıdıklarını, yani yalanın onların kimliğinin bir parçası haline geldiğini vurgular.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnnemâ yefterî-lkezibe-llezîne lâ yu/minûne bi-âyâti(A)llâh(i) veulâ-ike humu-lkâzibûn(e)” Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir. (16/105)
Şeytanın vehimi, Nefsi emmarenin hayali uydurma bilgileri ile söyledikleri, Hakk’tan hakikatten uzak safsatalardır. Kendi hakikatlerini ve âlemin hakikati olan Allah c.c. yalanlamaktadırlar. (Murat Derûni)