İçeriğe atla
Nahl 106Cüz 14 · Sayfa 279

Nahl Sûresi 106. Âyet

النحل

Sohbete sor

Men kefera bi(A)llâhi min ba'di îmânihi illâ men ukrihe vekalbuhu mutme-innun bil-îmâni velâkin men şeraha bilkufri sadran fe'aleyhim ġadabun mina(A)llâhi velehum ‘ażâbun ‘azîm(un)

Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkar eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Men kefera bi(A)llâhi min ba’di îmânihi illâ men ukrihe vekalbuhu mutme-innun bil-îmâni velâkin men şeraha bilkufri sadran fe’aleyhim ġadabun mina(A)llâhi velehum ‘azâbun ‘azîm(un)” Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. (16/106)


Kimin kalbi imân ile dolu olduğu halde küfre zorlanana hariç âyetin ilk kısmıdır.

Burada zahiri ve bâtini zorlanma vardır. Zâhiri koşullar ile inkar edenlerin elinde veya onların memleetinde zulüm altında olmaktır.

Bâtıni zorlanma ise irfan ehlinin ağyara karşı kendisini gizlemesidir. “İrfan ehlinin olmaz namı, nişanı denmiştir. Ehli olmayan yerlerde kendini ve kendinde bulunan hakkı, hakikati gizler. Örtüp, gizlemezse de Halllac-ı Mansur’un Ene’l Hakk demesi gibi diyetini başı ile öder.

Bir gün irfan ehlinin ikisi akşam namazına gitmişler. İmam efendi zammı sûreleri okurken sehven birinci ve ikinci rekatında kafirun sûresini okumuş. Namaz çıkışında bu iki arif birbirlerine bakarak biri diğerine, birini bana diğerini sana okudu demiş…

Âyetin ikinci göğsünü, gönlünü küfre açanların halinin nice olduğu anlatılmaktadır. Bu azaptan kurtulmanının yolu Muhammed-i necat tır. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;

Zîrâ ki, senin isteğin olmaksızın muhakkak o küfür değildir, ûsteksiz olan küfür tenakuz söylemektir.

Zîrâ küfrü ihtiyâr için evvelâ bâtınında bir istek zuhür eder. Sonra da o küfür zâhirinde peydâ olur. Eğer bâtınında bir istek ve irâde olmasa muhakkak o küfür değildir. Bil’akis bu hâl bir kadirin ve mücbirin seni küfre ikrâhı ve icbân olur; ve cebir ve ikrâh ile vâki’ olan küfür ise küfür değildir. Nitekim sûre-i Nahl'de buyrulur (Nahl, 16/106) ya’ni “îmandan sonra Allah’a küfreden kimse, kalbi îmâna mutmain olduğu hâlde ikrâh olunursa müstesnâdır. Velâkin kalbi küfür ile açılmış olan kimseler üzerine Allah’ın gazabı ve onlar için büyük azab vardır". Binâenaleyh bâtınında küfre meyil ve istek olmadığı hâlde zâhirde küfrünü söylemek tenâkuzdur ve zâhiri ile bâtını bozmaktır.[114]

Dost işâret ettiği vakit fenâ kalmaz. Küfür îmân oldu. Çünkü küfür onun içindir.

Hakîkî dost olan Hak Teâlâ emir ettiği vakit fenânın fenâlığı kalmaz. Meselâ İbn Abbâs hazretlerinden rivâyet buyurulan hadîs-i şerifte “Şâiller tese’ülde olan zillet ve hakâreti bilseler idi dilenmezler idi.” Ve sûre-i Nahl’de vâki’ (Nahl, 16/106) ya’ni “îmânından sonra Allâh’a küfür eden kimse gazab-ı İlâhîye müstehak olur ise de kalbi îmâna mutmain olduğu hâlde ikrâh ve icbâr olunan kimse küfür ederse müstesnâdır” buyurulur. Binâenaleyh ikrâh ve icbâr olunan kimseden a’mâl ve akvâl-i küfr sâdır olsa kalbi îmâna mutmain olduğu hâlde ondan sâdır olan bu küfür müsâade-i İlâhî üzerine ayn-ı îmân olur. Nitekim Kureyş ashâb-ı kirâmdan Ammâr hazretlerine ikrâh ve icbâr edip istedikleri kelime-i küfrü söylettiler. Hz. Ammâr ellerinden kurtulup ağlayarak Resûl-i Ekrem’e geldi. Cenâb-ı Peygamber onun gözlerinin yaşını silip buyurdu ki: “Ey AmmârI Hiç çekinme. Eğer Kureyş yine seni kelime-i küfre ikrâh ve icbâr ederse lisân-ı zâhir ile onlara muvâfakat et!" Velhâsıl Hakk’ın emri ve müsâadesi ile vâki’ olan küfür îmân olur. Zîrâ bu ihtiyâr olunan küfür dahi Hak içindir.

Her bir kötüyü ki, onun emri öne getirir, o âlemin iyilerinden ileriye geçer.

Hakk’ın emri dâiresinde yapılan her bir kötü halk-ı âlemin iyi gördüğü ef âlin hepsinden daha ileriye geçer ve onlann ilerilerinden efdal olur. Nitekim zâhirde bir kabâhati yok iken bir mürâhik çocuğu Hızır (a.s.)ın öldürmesi, Mûsâ (a.s.)ın şerîatinde ve bilcümle halkın nazarında bir kötü [fiil] idi. Vaktâki Hızır (a.s.) o fiili Hakk’ın emri ile icrâ etti, bu fiil-i kati halkın iyi gördüğü o çocuğu sıyânetten daha efdal oldu. Hızır (a.s.)m diğer fiilleri de bu kıyâs üzeredir; ve insân-ı kâmilin ef âli dahi cenâb-ı Hızır’ın ef âli menzilesindedir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)