İçeriğe atla
Nahl 107Cüz 14 · Sayfa 279

Nahl Sûresi 107. Âyet

النحل

Sohbete sor

Żâlike bi-ennehumu-stehabbû-lhayâte-ddunyâ ‘alâ-l-âḣirati veenna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e)

Bu, onların dünya hayatını sevip ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kafirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Zâlike bi-ennehumu-stehabbû-lhayâte-ddunyâ ‘alâ-l-âhirati veenna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e)” Bu, onların dünya hayatını sevip ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir. (16/107)


Zât-ı mutlak kendini daha henüz her hangi bir vasfı ile vasıflandırmazdan evvel, yâni kendini bir isim ile vasıflandırmazdan evvel Ahadiyyetinde iken inniyyet-i ile Hadîs-i Kûds-î de bildirildiği üzere, (Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü en u’rafe fe halektül halke li uğrafe bihi.)

(Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim-arzu ettim ve bu halkı, onunla bilinmekliğim için halkettim.)

“Küntü” (Ben idim) ifadesiyle Zat-ı Mutlak kendine daha henüz bir isim vermezden evvel kendini isimsiz (ben) diye ifade ederek bildirmektedir.

“Kenzen mahfiyyen” (gizli bir hazine.) ifadesi ile â’maiyytinin hakikatini bildirmektedir.

 “Fe ahbebtü” (Sevdim-arzu ettim.) İfadesi ile Zât-ı Mutlağın âlemde ilk olarak faaliyyete geçen sıfatının (hub) muhabbet sıfatı olduğunu bildirmektedir.

“En urafe” (ârif olmak-bilinmeklik.) İfadesi ile bilmek ve yaşamak-irfaniyyet-i nin ne derece mühim olduğunu ve bilinçli sevginin irfaniyyet sıfatı ile güzel olduğunu bildirmektedir.

(Fe halektül halke) (Mükevvenât-halkı, halk   ettim.)  İfadesiyle Ulûhiyyetinden halkıyyetine olan tenezzülünü ve halkıyyet sıfatını bildirmektedir.

(li uğrafe bihi.) (Halk ve mükevvenatımdan yola çıkarak bana arif-bilici, olmanız için. Bu halkıyyet ve tenezzülü itibariyle Onu tanımağa çalışarak gelinen yoldan tekrar geriye dönmek için.

Âlemdeki muhabbet ve sevgiler Zât-ı mutlağın (hub) muhabbet sıfatına dayanmatadır. Anna babanın evladına muhabbeti, eşlerin birbirine muhabbeti, bir kediyi sevmek, saksıdaki bir çiçeğe sevgiyle bakmak, mimar veya mühendisin kendi yaptığı esere olan muhabetinin kaynağı (hub) dur.

O zaman dünya muhabbetinin kaynağıda bu (hub) dur. Ama bu muhabbet bu dünya nın hazreti şehadet olduğu ve hakk’ın ef’âl tecellisi ve zuhuru olduğunu idrakinde bir muhabbet olduğu zaman geçerli ve işin hakikat yönüdür. Ama bu dünya muhabbeti şeytanın vehimi, nefsi emnmarenin hayali besliyorsa ahrete-ahire tercih edildiği için inkar edenler doğru yola iletilmezler. “İz-T.B” Tasavvufta dört terk vardır.

1- Terki Dünya, 2– Terki Ukba, 3-Terki hest ve 4- Terki terktir.

Sırası ile dünyayı terk, ahireti tert, varlığı-benliği terk ve terk ettiklerinide terktir.

Ahireti isteyeninde dünya sevgisini terk etmesi lazımdır. (Murat Derûni) Bir başka açıdan Bakara sûresine bakacak olursak;

(İcl) buzağı hadisesi Kûr’ân-ı Kerîm (2/92) “o buzağayı (tanrı) edinmiştiniz.” (2/93) “yüreklerinde o buzağayı içirildiler-buzağı sevgisi yüreklerine içirildi.” İşte bu ve benzeri Âyet-i Kerîmeler Ben-î İsrâîl’in içinde bulunduğu rûh halinin hakikatini açık olarak ifade etmektedir. Uzun süre yaklaşık (400) sene kadar, bu süre içerisin de Mısırlıların “bakara” kültüründen ne kadar çok etkilendikleri açık olarak görülmektedir. İnsanların şartlanmışlık ve alışkanlıklarından kurtulması oldukça zor olmaktadır.[115]

Buzağı sevgisi yüreklerine içirildi” ifadesi çok dikkat çekicidir. Nefis te heva ile dünya sevgisini içer…