Ulâ-ike-lleżîne tabe'a(A)llâhu ‘alâ kulûbihim vesem'ihim veebsârihim(s) veulâ-ike humu-lġâfilûn(e)
İşte onlar, Allah'ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ulâ-ike-llezîne tabe’a(A)llâhu ‘alâ kulûbihim vesem’ihim veebsârihim veulâ-ike humu-lgâfilûn(e)” İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. (16/108)
Allah onların üzerine hatmetti, mühür bastı ve kulaklarını mühürledi duyamıyorlar, kalplerini mühürledi ve gözlerini de mühürledi.
Ne kalb-i selimdirler, kulakları vardır ama Hakk’ın sözüne karşı sağırdırlar. Gözleri vardır ama Hakk’a, hakikate perdelidirler.
Gafillerin ta kendileridir. Hakikate, gerçeğe karşı gaflet iki türlüdür. Biri doğunun gafleti ve biri de batının gafletidir.
Müsümanlar şartlanmış İslâm anlayışlarında kul ve rab olduğu için ikilik vardır. Zahirde Hakk’a karşı gafil olunmasa, bâtında gafletleri vardır. Tevhid akidesi ikiliği abul etmez.
Batı ise inkar ve inadından hakikati kabul etmezler ve Hakk’a karşı gafildirler. (Murat Derûni)
لاَ جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الآخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرونَ {النحل/109}
“Lâ cerame ennehum fî-l-âhirati humu-lhâsirûn(e)”