Śumme inne rabbeke lilleżîne hâcerû min ba'di mâ futinû śümme câhedû vesaberû inne rabbeke min ba'dihâ leġafûrun rahîm(un)
Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır. Bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Nahl Suresi 110. ayet, hicret, cihad ve sabır kavramları etrafında dönen bir bağışlama ve merhamet vaadini içermektedir. Ayet, zorluklara rağmen imanlarını koruyan ve mücadele eden müminlerin Allah katındaki değerini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hicret, bir şeyi terk edip başka bir şeye yönelmek demektir. Ayetteki 'hâcerû' ifadesi, dinlerini korumak amacıyla vatanlarını terk edip başka bir yere göç eden müminleri ifade eder. Bu, sadece fiziki bir ayrılık değil, aynı zamanda eski yaşantıdan ve inanç sisteminden kopuşu da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hicret, bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmektir. Bu ayetteki kullanımı, müşriklerin zulmünden kaçarak dinlerini yaşayabilecekleri bir yere sığınanların eylemini anlatır. Bu eylem, Allah yolunda yapılan bir fedakarlıktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hicret, Kur'an'da sadece coğrafi bir yer değiştirmeden öte, eski pagan toplumdan kopuşu ve yeni bir İslami toplumun inşasına katılımı ifade eden merkezi bir kavramdır. Nahl 110'daki 'hâcerû' bu dönüşümün ve bağlılığın bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fitne, aslen altını ateşte eriterek saflığını anlamak demektir. Buradaki 'fütinû' ise, müminlerin dinleri uğruna karşılaştıkları zorluklar, işkenceler ve imtihanlar anlamına gelir. Bu, onların imanlarının sağlamlığını test eden bir süreçtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fitne kelimesi, denemek, sınamak, belaya uğratmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'fütinû' ifadesi, müminlerin dinleri yüzünden maruz kaldıkları zulüm ve baskıları, yani imanlarının sınandığı çetin durumları anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fitne, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; imtihan, deneme, azap, sapıklık gibi anlamlara gelir. Nahl 110'daki 'fütinû' bağlamında, müminlerin inançları nedeniyle karşılaştıkları eziyet ve işkencelerle sınanmaları kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cihad, bir işi başarmak için tüm gücü sarf etmektir. Ayetteki 'câhedû' ifadesi, hicretin ardından Allah yolunda düşmanlara karşı savaşmak veya nefisle mücadele etmek gibi her türlü çabayı kapsar. Bu, imanı koruma ve yayma uğruna gösterilen azmi ifade eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cihad, Allah'ın dinini yüceltmek için düşmanla savaşmak veya nefisle mücadele etmek suretiyle tüm gücü harcamaktır. Nahl 110'daki 'câhedû', hicretin ardından gelen aktif mücadeleyi ve fedakarlığı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cihad, Kur'an'da sadece askeri bir mücadele olarak değil, aynı zamanda kişinin kendi nefsine karşı verdiği mücadele ve Allah yolunda gösterdiği her türlü çaba olarak anlaşılmalıdır. Nahl 110'da, hicret ve fitne sonrası gösterilen bu kararlı ve sürekli çaba kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak veya hoşlandığı şeylere karşı direnç göstermektir. Ayetteki 'saberû' ifadesi, hicret, fitne ve cihad gibi zorlu süreçlerde karşılaşılan sıkıntılara karşı metanetli olmayı, şikayet etmemeyi ve Allah'ın yardımına güvenmeyi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sabır, musibetlere karşı dayanıklılık göstermek ve Allah'ın hükmüne razı olmaktır. Nahl 110'da, müminlerin yaşadıkları tüm zorluklara rağmen imanlarından taviz vermeden direnmeleri ve Allah'ın vaadine güvenmeleri anlamında kullanılmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sabır, Kur'an'da geniş bir kavram olup, zorluklara karşı direnç gösterme, ibadetlere devam etme ve günahlardan uzak durma gibi farklı veçheleri vardır. Bu ayetteki 'saberû', hicret ve cihadın getirdiği meşakkatlere karşı gösterilen sebat ve dayanıklılığı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân, bir şeyi örterek onu korumak demektir. Allah'ın 'Ğafûr' olması, kullarının günahlarını örtmesi, affetmesi ve onları cezalandırmamasıdır. Ayetteki 'leğafûrun' ifadesi, hicret eden, cihad eden ve sabredenlerin geçmiş günahlarının Allah tarafından bağışlanacağını müjdeler.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğafûr, günahları çokça bağışlayan demektir. Bu ayette, zorluklara katlanan ve Allah yolunda mücadele eden müminlere yönelik ilahi bir vaat olarak, Allah'ın onların hatalarını ve eksiklerini affedeceği belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan iyilik ve ihsan etme arzusudur. Allah'ın 'Rahîm' olması, kullarına karşı çok merhametli olması, onlara lütufta bulunması ve ahirette de mükafatlandırmasıdır. Ayetteki 'rahîmun' ifadesi, Allah'ın bu müminlere olan özel lütfunu ve şefkatini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahîm, rahmeti bol olan, özellikle müminlere karşı merhameti sürekli olan demektir. Nahl 110'da, Allah'ın hicret eden, cihad eden ve sabreden müminlere olan özel ve sürekli merhametini ifade eder, bu da onların çabalarının karşılıksız kalmayacağını gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Summe inne rabbeke lillezîne hâcerû min ba’di mâ futinû sümme câhedû vesaberû inne rabbeke min ba’dihâ leġafûrun rahîm(un)” Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (16/110)
“Hicret’in hakikati” bu sûrenin 16/41 âyetinde verilip, yazılmıştı. Tekrar oraya bakılabilir. (Murat Derûni)