Velleżîne yed'ûne min dûni(A)llâhi lâ yaḣlukûne şey-en vehum yuḣlekûn(e)
Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar.
Kâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır.
Nahl Suresi 20. ayet, Allah'tan başka tapılan varlıkların acizliğini ve yaratılmışlığını vurgulayarak tevhid inancının temelini atmaktadır. Ayet, ilahlık iddia edenlerin yaratma gücünden yoksun olduğunu ve bizzat kendilerinin yaratılmış olduğunu dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعاء' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'يدعون' ifadesi, Allah'tan başka varlıklara yönelerek onlardan yardım dileme, onlara ibadet etme ve onları ilah edinme anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece çağırmak değil, aynı zamanda bir tür tapınma ve kulluk eylemini de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin Kur'an'da 'ibadet' anlamında kullanıldığını ifade eder. Nahl 20'deki 'يدعون' kelimesi, müşriklerin Allah dışında taptıkları putlara veya varlıklara yönelerek onlara ibadet etmelerini, onları ilah edinmelerini ve onlardan medet ummalarını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dua' kavramının Kur'an'daki geniş anlam yelpazesine dikkat çeker. Bu ayette 'يدعون' fiili, sadece 'çağırmak' değil, aynı zamanda 'tapınmak', 'ibadet etmek' ve 'bir şeye yönelerek ondan yardım beklemek' anlamlarını da kapsar. Bu, Allah'a özgü olan kulluk ve yönelişin başkalarına yapılmasının reddini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'دون' kelimesinin 'gayr' (başka) ve 'siwâ' (dışında) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'من دون الله' ifadesi, 'Allah'tan başka', 'Allah'ın dışında' veya 'Allah'ın yerine' tapılan varlıkları ifade eder. Bu, tevhidin zıddı olan şirki vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دون' kelimesinin 'bir şeyin altı' veya 'bir şeyden daha az' anlamlarına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle 'bir şeyin dışında' veya 'bir şeyden başka' anlamında kullanıldığını açıklar. Nahl 20'de, Allah'ın mutlak ilahlığının dışında, O'nun yerine konulan her şeyi kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'دون' kelimesinin farklı bağlamlarda 'aşağısında', 'öncesinde', 'dışında' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yüceliğinin ve tekliğinin ötesinde, O'nunla birlikte veya O'nun yerine ibadet edilen her şeyi ifade ederek şirkin kapsamını genişletir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خلق' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi takdir etmek, ölçmek' olduğunu, sonra 'yoktan var etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'لا يخلقون شيئا' ifadesi, Allah'tan başka tapılan varlıkların hiçbir şeyi yoktan var etme veya yaratma gücüne sahip olmadığını kesin bir dille ifade eder. Bu, ilahlığın temel vasfı olan yaratıcılığın sadece Allah'a ait olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'خلق' kelimesinin 'yoktan var etmek', 'biçimlendirmek' ve 'takdir etmek' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Nahl 20'de, bu kelime, Allah'tan başka ibadet edilenlerin yaratma kudretinden tamamen yoksun olduğunu, dolayısıyla ilahlık vasfını taşımadıklarını belirtmek için kullanılmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kökünün Kur'an'da genellikle 'yoktan var etme' ve 'bir şeyi belirli bir ölçüye göre meydana getirme' anlamlarında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'لا يخلقون' ifadesi, müşriklerin taptığı varlıkların yaratma gücüne sahip olmamasının, onların ilah olamayacağının en güçlü delili olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'شيء' kelimesinin Kur'an'da 'herhangi bir şey' veya 'en küçük bir varlık' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'لا يخلقون شيئا' ifadesindeki 'شيئا' kelimesi, ne kadar küçük veya önemsiz olursa olsun, Allah'tan başka tapılanların hiçbir şeyi yaratma gücüne sahip olmadığını pekiştirir. Bu, onların mutlak acizliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'شيء' kelimesinin nekre (belirsiz) olarak gelmesinin, genellik ifade ettiğini ve 'hiçbir şey' anlamına geldiğini açıklar. Nahl 20'de, bu kullanım, Allah'tan başka ibadet edilenlerin yaratma gücünün mutlak yokluğunu, yani en ufak bir şeyi bile yaratamayacaklarını kesin bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خلق' fiilinin meçhul (edilgen) yapıda 'يخلقون' olarak kullanılmasının, bu varlıkların bizzat kendilerinin yaratıcı değil, yaratılmış olduğunu gösterdiğini belirtir. Ayetteki 'وهم يخلقون' ifadesi, Allah'tan başka tapılanların yaratma gücünden yoksun olmalarının yanı sıra, kendilerinin de bir yaratıcı tarafından var edildiğini, dolayısıyla ilah olamayacaklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kökünün edilgen formunun, varlıkların kendi kendine var olmadığını, aksine bir yaratıcı tarafından meydana getirildiğini ifade ettiğini belirtir. Nahl 20'de bu kullanım, müşriklerin taptığı varlıkların ilahlık iddialarını çürütmek için onların yaratılmışlık vasfını öne çıkarır; yaratılmış olanın yaratıcı olamayacağı mantığını kurar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'yaratma' kavramının Allah'a özgü bir fiil olduğunu ve 'yaratılmış' olmanın ise acizliği ve bağımlılığı ifade ettiğini belirtir. 'يخلقون' kelimesi, Allah'tan başka tapılanların kendi varlıklarının bile kendilerine ait olmadığını, bir başkası tarafından var edildiklerini göstererek onların ilahlık vasfına sahip olamayacaklarını kesinleştirir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vellezîne yed’ûne min dûni(A)llâhi lâ yahlukûne şey-en vehum yuhekûn(e)” Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler, halk edilmiş olduklarına göre hiçbir şey halk edemezler. (16/20)
Sanem, puta tapılsa dahi Allah c.c. bu puta kendi hakikatini gizlediği için aslında tüm tapınmalar cenâb-ı hakk tan başka bir yere değildir. Ama şirk ehli gafletlerinden bunun farkında değillerdir. Ve aslı hakikati olmayan bu hayali rablerden medet ummaktadırlar. (Murat Derûni)