Liyubeyyine lehumu-lleżî yaḣtelifûne fîhi veliya'leme-lleżîne keferû ennehum kânû kâżibîn(e)
(Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kafir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!
Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.
Nahl Suresi 39. ayet, Allah'ın vaadini ve hakikatin açıklanmasını vurgularken, inkarcıların yalanlarını ortaya koymaktadır. Ayet, ihtilafın giderilmesi, bilginin kesinleşmesi ve yalanın ifşa edilmesi gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyân' kelimesinin bir şeyi açık ve anlaşılır kılmak, gizliliğini ortadan kaldırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'liyübeyyine' ifadesi, Allah'ın, diriliş gibi ihtilaflı konularda hakikati ortaya koyarak şüpheleri gidermesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'beyân'ın açıklama ve izah etme manasına geldiğini vurgular. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın, insanların anlaşmazlığa düştüğü hususlarda doğruyu göstermesi ve delillerle aydınlatması kastedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beyân' kavramının Kur'an'da hakikatin açıklanması, ilahi mesajın netleştirilmesi ve insanlara yol gösterilmesi bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'liyübeyyine', Allah'ın, diriliş gibi temel inanç konularında insanlara kesin bilgi sunmasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihtilaf'ın bir konuda farklı görüşlere sahip olmak, ayrılığa düşmek anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yahtelifûne', özellikle diriliş gibi temel inanç konularında insanların yaşadığı şüphe ve karşıt görüşleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hilaf' kökünün bir şeyin zıddı veya arkası anlamına geldiğini ve 'ihtilaf'ın da bir konuda zıt görüşlere sahip olmak, anlaşmazlığa düşmek olduğunu belirtir. Ayette, insanların diriliş konusunda farklı inançlara sahip olmaları kastedilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihtilaf'ın Kur'an'da genellikle hakikatten sapma, doğru yoldan ayrılma ve farklı fırkalara bölünme anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, diriliş gibi temel bir hakikat konusunda insanların farklı görüşler benimseyerek ayrılığa düşmeleri vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm'in bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, şüphe ve cehaletin zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki 'liya'leme', inkarcıların ahirette veya dünyada hakikatin ortaya çıkmasıyla kendi yalanlarını kesin olarak idrak etmelerini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'in bir şeyin hakikatini kavramak ve ona kesin olarak muttali olmak olduğunu açıklar. Bu ayette, inkarcıların dirilişi inkar etmelerinin bir yalan olduğunu, Allah'ın vaadinin gerçekleşmesiyle kesin olarak anlayacakları vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm'in Kur'an'da sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda kesinlik ve hakikate ulaşma anlamı taşıdığını belirtir. 'Liya'leme' ifadesi, inkarcıların yalanlarının açığa çıkmasıyla birlikte, bu gerçeği kaçınılmaz bir şekilde idrak etmelerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr'ün bir şeyi örtmek, gizlemek ve dolayısıyla inkar etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'keferû', özellikle diriliş gerçeğini inkar edenleri ve Allah'ın vaadine nankörlük edenleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün asıl anlamının bir şeyi örtmek olduğunu, bu nedenle nimeti örtmek (nankörlük) ve dini hakikatleri örtmek (inkar) anlamlarına geldiğini açıklar. Ayette, dirilişi ve Allah'ın kudretini inkar edenler kastedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ün Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütfuna karşı nankörlük ve ilahi hakikatleri bile bile reddetme anlamı taşıdığını vurgular. Ayetteki 'keferû', diriliş gerçeğini reddeden ve bu konuda yalan söyleyen kişileri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kizb'in bir şeyin hakikatine aykırı söz söylemek olduğunu belirtir. Ayetteki 'kâzibîn', dirilişi inkar ederek Allah'a karşı yalan söyleyenleri ve bu iddialarında samimiyetsiz olanları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kizb'in gerçeğe aykırı beyanda bulunmak olduğunu açıklar. Bu ayette, inkarcıların dirilişin olmayacağı yönündeki yeminlerinin ve iddialarının asılsız olduğunu, dolayısıyla kendilerinin yalancı olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâzibîn' kelimesinin, sözleri gerçeği yansıtmayan, yalan söyleyen kişiler için kullanıldığını belirtir. Ayette, dirilişi inkar edenlerin bu inkarın bir yalan olduğunu, hakikatin ortaya çıkmasıyla anlayacakları ifade edilir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler! (16/39)