Veyec'alûne li(A)llâhi-lbenâti subhânehu(ﻻ) velehum mâ yeştehûn(e)
Onlar, kızları Allah'a nispet ediyorlar -ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini.
Onlar, Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O, bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler.
Nahl Suresi 57. ayet, müşriklerin kız çocuklarını Allah'a isnat etme ve erkek çocuklarını kendilerine ayırma şeklindeki yanlış inançlarını eleştirmektedir. Ayet, bu isnadın Allah'ın yüceliğine aykırı olduğunu vurgulayarak, onların kendi tercihleriyle Allah'a atfettikleri arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir şeye dönüştürme, bir şeyi bir şey olarak kabul etme veya bir şeye hükmetme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, müşriklerin kız çocuklarını Allah'a 'nispet etme, atfetme' eylemini, yani bir hüküm ve kabulde bulunmalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin burada 'kalu' (dediler) veya 'zannu' (zannettiler) anlamında kullanıldığını belirtir. Yani müşrikler, kız çocuklarının Allah'a ait olduğunu iddia ediyorlar veya böyle zannediyorlardı.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'kılmak, yapmak, tayin etmek, hükmetmek' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ifade eder. Bu ayette ise, müşriklerin kendi inançları doğrultusunda kız çocuklarını Allah'a 'tahsis etmeleri, isnat etmeleri' anlamında kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'benât' kelimesinin 'ibne' kelimesinin çoğulu olduğunu ve dişi evlatları ifade ettiğini belirtir. Ayette, müşriklerin kendileri için erkek çocuklarını tercih ederken, hor gördükleri kız çocuklarını Allah'a isnat etmelerindeki çelişkiyi vurgulamak için kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ibn' ve 'ibne' kelimelerinin aslen 'bina' kökünden geldiğini ve bir şeyin uzantısı, devamı anlamını taşıdığını belirtir. 'Benât' kelimesi burada, müşriklerin Allah'a layık gördükleri, ancak kendileri için istemedikleri dişi evlatları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sübhân' kelimesinin Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih etme, O'nu yüceltme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, müşriklerin Allah'a kız çocuklarını isnat etmeleri gibi çirkin bir düşünceden Allah'ın ne kadar uzak ve yüce olduğunu vurgulamak için gelmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sübhân' kelimesinin Allah'ın kemal sıfatlarını ve her türlü eksiklikten uzaklığını ifade eden bir masdar olduğunu açıklar. Ayette, müşriklerin Allah'a yakıştırdıkları bu yanlış inancın, Allah'ın yüce zatına asla yakışmadığını ve O'nun bundan münezzeh olduğunu kesin bir dille belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tesbih' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak aşkınlığını ve yüceliğini ifade ettiğini belirtir. 'Sübhânallah' ifadesi, Allah'ın insan tasavvurlarının ötesinde, her türlü eksiklikten arınmış olduğunu vurgular. Bu ayette de, müşriklerin Allah'a atfettikleri bu yanlış düşüncenin, Allah'ın yüceliğiyle bağdaşmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehve' kelimesinin nefsin bir şeye olan şiddetli arzusunu ifade ettiğini belirtir. Ayette, müşriklerin kendi 'şehvetlerine', yani arzu ve tercihlerine uygun olan erkek çocuklarını kendilerine ayırmalarını, buna karşılık beğenmedikleri kız çocuklarını Allah'a isnat etmelerini eleştirmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'iştehâ' fiilinin bir şeyi arzu etmek, istemek ve ona meyletmek anlamlarına geldiğini açıklar. Bu ayette, müşriklerin kendi 'istek ve arzularına' göre hareket ederek, erkek çocuklarını kendilerine, kız çocuklarını ise Allah'a isnat etmelerindeki çifte standardı ortaya koyar.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veyec’alûne li(A)llâhi-lbenâti subhânehu velehum mâ yeştehûn(e)” Onlar, kızları Allah’a nispet ediyorlar ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini. (16/57)