Ve-iżâ buşşira ehaduhum bil-unśâ zalle vechuhu musvedden vehuve kazîm(un)
Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!
Halbuki onlardan birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.
Nahl Suresi 58. ayet, cahiliye dönemi Arap toplumunun kız çocuklarına yönelik olumsuz tutumunu, 'müjde' kelimesinin ironik kullanımı ve yüzün kararması ile 'kızgınlık ve keder' anlamlarını taşıyan kelimelerle derinlemesine tasvir etmektedir. Ayet, bu zihniyetin psikolojik ve sosyal etkilerini dilbilimsel bir incelikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' kelimesinin genellikle sevindirici haber için kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayette, kız çocuğu haberinin 'müjde' olarak verilmesine rağmen, kişinin yüzünün kararması ve kederlenmesi, kelimenin ironik bir bağlamda kullanıldığını gösterir. Bu durum, cahiliye zihniyetinin kız çocuğunu bir 'müjde' olarak görmediğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'büşşira' fiilinin burada 'haber verildi' anlamında kullanıldığını, ancak ayetin devamındaki 'yüzünün kararması' ifadesiyle bu haberin aslında bir 'müjde' olarak algılanmadığını, aksine bir musibet gibi karşılandığını mecazi bir anlatımla ortaya koyduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'büşrâ' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'tan gelen iyi haberler ve müjdeler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, kelimenin semantik alanının tersine çevrilerek, cahiliye toplumunun değer yargılarının çarpıklığını ve kız çocuğuna bakış açısının ne denli olumsuz olduğunu vurgulamak için kullanıldığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-ünsâ' kelimesinin Arapçada dişi cinsiyet için genel bir terim olduğunu belirtir. Bu ayette ise, özellikle kız çocuğuna atıfta bulunarak, cahiliye Araplarının erkek çocuklarına tercih ettikleri ve kız çocuklarını bir utanç kaynağı olarak gördükleri zihniyeti açıkça ortaya koyduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ünsâ' kelimesinin 'ins' (insan) kökünden türediğini ve dişi varlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, o dönemde kız çocuklarının toplumdaki değersiz konumunu ve doğumlarının bir utanç vesilesi olarak algılanmasını semantik olarak güçlendirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zalle' fiilinin 'bir hal üzere kalmak, devam etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'zalle vechuhu müsvadden' ifadesi, yüzün aniden kararması ve bu durumun bir süre devam etmesi, yani şok ve kederin kalıcı bir etki bırakması anlamını taşır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zalle' fiilinin 'kâne' (oldu) fiiline benzer şekilde, bir durumun gerçekleştiğini ve devam ettiğini ifade ettiğini açıklar. Burada yüzün kararması halinin, haberin alınmasıyla birlikte anında ve belirgin bir şekilde ortaya çıktığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'isvedde' fiilinin 'siyah olmak, kararmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Müsvadden' ise bu fiilin ism-i mef'ulü olup, yüzün keder, utanç ve öfke nedeniyle renginin değişerek simsiyah bir hal almasını ifade eder. Bu, içsel bir sıkıntının dışa vurumudur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sevâd' kelimesinin hem rengi hem de karanlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'müsvadden' ifadesi, kişinin yüzündeki rengin değişerek koyu bir hal almasını, bu durumun da içindeki derin keder ve öfkenin bir yansıması olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sevâd' kökünün Kur'an'da genellikle olumsuz durumları, karanlığı ve kederi ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'müsvadden' kelimesi, kız çocuğu haberinin getirdiği utanç, öfke ve üzüntünün yüzdeki fiziksel yansımasını semantik olarak güçlendirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kazm' kelimesinin 'bir şeyi tutmak, hapsetmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Kazîm' ise öfkesini veya kederini içine atan, dışa vurmayan kişiyi ifade eder. Bu ayette, kişinin kız çocuğu haberine karşı duyduğu öfke ve üzüntüyü içinde sakladığını, ancak bunun yüzüne yansıdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kazîm' kelimesini 'içi kederle dolu, öfkesini yutmuş' olarak açıklar. Bu durum, kişinin kız çocuğu haberini bir utanç ve musibet olarak algılaması nedeniyle yaşadığı derin içsel sıkıntıyı ve bunu dışa vurmaktan çekinmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kazm' kökünün Kur'an'da genellikle öfkenin kontrol altına alınması bağlamında kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayette, 'kazîm' kelimesi, kişinin kız çocuğu haberine karşı duyduğu derin keder ve öfkeyi içinde tuttuğunu, bu durumun da onun psikolojik durumunu ağırlaştırdığını vurgular.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve-izâ buşşira ehaduhum bil-unsâ zalle vechuhu musvedden vehuve kazîm(un)” Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! (16/58)