Velâ tekûnû kelletî nekadat ġazlehâ min ba'di kuvvetin enkâśen tetteḣiżûne eymânekum deḣalen beynekum en tekûne ummetun hiye erbâ min umme(tin)(c) innemâ yeblûkumu(A)llâhu bih(i)(c) veleyubeyyinenne lekum yevme-lkiyâmeti mâ kuntum fîhi taḣtelifûn(e)
Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
Bir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
Nahl Suresi 92. ayet, ahde vefa ve yeminlere bağlılık konularını ele alırken, ipliğini bozarak emeğini ziyan eden kadının metaforu üzerinden toplumsal ilişkilerdeki güvenin önemini vurgular. Ayet, Allah'ın insanları bu tür durumlarla sınadığını ve kıyamet gününde ihtilafların açıklığa kavuşacağını bildirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nakd (نقض), bir şeyi sağlamlaştırdıktan sonra çözmek, bozmak demektir. Ayetteki 'nakadat gazlehâ' ifadesi, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu çözüp dağıtan kadının durumunu anlatarak, verilen sözden veya yapılan anlaşmadan dönmenin çirkinliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nakd (نقض), bir şeyi sağlamlaştırdıktan sonra onu bozmak, çözmek demektir. Burada 'nakadat gazlehâ' mecazi olarak, yeminlerini bozarak ahitlerini çiğneyenlerin durumunu tasvir eder. İpliği çözmek, yapılan bir işi veya verilen bir sözü geçersiz kılmak gibidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nakd (نقض) kavramı, Kur'an'da genellikle 'ahd' (sözleşme, antlaşma) ile birlikte kullanılır ve ahdi bozma, çiğneme anlamını taşır. Bu ayetteki kullanımı, bir taahhüdü yerine getirmeme, verilen sözden dönme eylemini, ipliği çözme metaforuyla somutlaştırarak, bu eylemin olumsuz sonuçlarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gazl (غزل), iplik eğirme fiilidir. Ayetteki 'gazlehâ' (ipliğini) ifadesi, kadının kendi eliyle emek vererek eğirdiği ipliği ifade eder. Bu, kişinin kendi çabasıyla ortaya koyduğu bir değeri veya verdiği bir sözü temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gazl (غزل), yün, pamuk gibi maddeleri iplik haline getirme eylemidir. Ayetteki 'gazlehâ' kelimesi, bir kadının büyük bir çaba ve özenle eğirdiği ipliği ifade eder. Bu metafor, verilen sözlerin veya yapılan anlaşmaların ne kadar değerli ve emek ürünü olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Gazl (غزل) kelimesi, iplik eğirme eylemini ve bu eylem sonucunda ortaya çıkan ürünü ifade eder. Ayetteki 'gazlehâ' ifadesi, kişinin kendi emeğiyle oluşturduğu bir şeyi temsil eder ve bu şeyin bozulması, yapılan bir anlaşmanın veya verilen bir sözün bozulmasıyla eşdeğer tutulur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Enkâs (أنكاث), nakz (نقض) kökünden gelir ve çözülmüş, bozulmuş iplikler anlamına gelir. Ayette, kadının eğirdiği ipliği çözerek onu enkâs haline getirmesi, verilen sözlerin veya yapılan anlaşmaların bozulup değersiz hale getirilmesini simgeler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Enkâs (أنكاث), nakz (نقض) kelimesinin çoğuludur ve çözülmüş, parçalanmış iplikler demektir. Bu ayetteki kullanımı, bir şeyin sağlam halinden bozulmuş, işe yaramaz hale getirilmesini ifade eder. Yeminlerin bozulması da bu şekilde bir değer kaybına yol açar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Enkâs (أنكاث), ipliğin çözülerek parçalara ayrılmasıdır. Ayetteki 'enkâsâ' kelimesi, kadının emeğini boşa çıkarmasını ve ipliği kullanılamaz hale getirmesini anlatır. Bu, ahitlerini bozanların da yaptıkları işi veya verdikleri sözü değersiz kıldıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yemîn (يمين), sağ el anlamına gelir ve mecazi olarak yemin, antlaşma anlamında kullanılır. Çünkü Araplar yeminleşirken sağ ellerini birbirine vururlardı. Ayetteki 'eymâneküm' (yeminleriniz) ifadesi, Allah adına veya başka bir şekilde verilen sözleri ve yapılan antlaşmaları ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Yemîn (يمين), bir şeyi tasdik etmek veya bir şeye bağlı kalmak için Allah'ın adını anarak yapılan sözdür. Ayetteki 'eymâneküm' kelimesi, insanların birbirlerine karşı verdikleri sözleri ve bu sözlerin kutsallığını vurgular. Bu yeminlerin bozulması, toplumsal düzeni ve güveni sarsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Yemîn (يمين) kavramı, Kur'an'da genellikle bir taahhüdü veya anlaşmayı pekiştirmek için kullanılan kutsal bir söz olarak geçer. Bu ayette 'eymâneküm' ifadesi, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde verdikleri sözlerin ve bu sözlere bağlı kalmanın önemini vurgular. Yeminleri bozmak, toplumsal ahlakın temelini zedeleyen bir eylemdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dehal (دخل), bir şeyin içine girip onu bozmak, fesat çıkarmak anlamındadır. Ayetteki 'dehâlen' (hile, aldatma) ifadesi, yeminleri bozarak, bir topluluğun diğerinden daha güçlü olmasını bahane ederek yapılan hilekarlığı ve fesadı anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dehal (دخل), bir şeyin içine girip onu bozmak, fesat çıkarmak demektir. 'Tettehizûne eymâneküm dehâlen beyneküm' ifadesi, yeminlerinizi aranızda bir hile, bir aldatma aracı olarak kullandığınızı, yani yeminleri bozmak için bir bahane aradığınızı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dehal (دخل), bir şeyin içine girip onu bozmak, fesat çıkarmak anlamındadır. Ayetteki 'dehâlen' kelimesi, yeminlerinizi, bir topluluğun diğerinden daha fazla olması gibi bir sebeple bozmak için bir hile, bir aldatma aracı olarak kullanmanızı ifade eder. Bu, samimiyetsizliği ve kötü niyeti gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Belâ (بلاء), bir şeyi denemek, sınamak demektir. Ayetteki 'yeblûkum' (sizi dener) ifadesi, Allah'ın insanları bu tür durumlarla, yani yeminlere bağlılık ve ahde vefa gibi konularda sınadığını gösterir. Bu sınav, kişinin imanını ve ahlaki duruşunu ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Belâ (بلاء), bir şeyi denemek, sınamak ve sonucunu görmek demektir. 'İnnemâ yeblûkumullâhu bihî' ifadesi, Allah'ın insanları bu tür ahitlere bağlılık ve yeminlere sadakat gibi konularda imtihan ettiğini belirtir. Bu imtihan, insanların gerçek niyetlerini ve karakterlerini ortaya çıkarır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Belâ (بلاء) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanları çeşitli durumlarla sınamasını ifade eder. Bu ayetteki 'yeblûkum' ifadesi, Allah'ın insanları yeminlere bağlılık ve ahde vefa konusunda denediğini gösterir. Bu sınav, insanların ahlaki değerlere ne kadar bağlı olduklarını ölçer.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velâ tekûnû kelletî nekadat gazlehâ min ba’di kuvvetin enkâsen tettehizûne eymânekum dehalen beynekum en tekûne ummetun hiye erbâ min umme(tin) innemâ yeblûkumu(A)llâhu bih(i) veleyubeyyinenne lekum yevme-lkiyâmeti mâ kuntum fîhi tahtelifûn(e)” Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. (16/92)
İşin hakikati ve doğruluğunun kemmiyet (sayı) değil keyfiyette olduğu bildirilmektedir. “Keyfe” de nasıl olduğudur. Allah c.c. olan bağlılığın ve verilen sözün sayısal çoklukta değil nasıl olduğudur. Hani derler ya “bir pamuk ipliğine bağlı” öyle olmayın…(Murat Derûni) İplik bükümü eski zamanlardan beri yapılmakta ve eğirme olarak adlandırılmaktadır.
İplikte Büküm ve Önemi; İpliğin kumaş oluşumu sırasında uğrayacağı gerilim kuvvetlerine karşı mukavemeti sağlayabilmesi amacıyla liflerinin bir eksen etrafında ( iplik ekseni ) birbirleri üzerine dolanmasıdır.
İplikte büküm sayısının ve yönünün bilinmesi çok önemlidir. İplik oluşumunda ipliğe verilecek büküm miktarı lifin inceliğine, uzunluğuna, iplik numarasına ve kullanılacağı yere bağlıdır. İpliğe verilecek büküm miktarı ve yönü, ipliğin cinsine ve kullanacağı yere (dokuma, örme, krep) bağlı olarak değişmektedir.
Örme iplikleri, az bükümlü, krep iplikleri ise yüksek bükümlü ipliklerdir. Dokuma iplikleri ise örme ipliklerinden daha yüksek bükümlüdür. İpliklerin, büküm miktarı ve yönleri değiştirilerek çeşitli kumaş efektleri elde edilebilir. Bunlardan bazıları gözle görülebilir, bazıları kumaşın tutumunu değiştirir, bazıları da mekaniktir.[102]
İşte bu ipliği bu ipliği büktünten sonra giyilecek beden elbisenin kumaşı haline gelecek hakkani ipliği yemini bozan nefsi emmare sahibi gibi olmayın…
İz-Efendi Babamın Mesleği Terzi olduğu için bu kumaşların ve ipliklerinin nasıl olduğu hangi nefsin bunu kabul edip giyebileceğini bilir.
Şimdi bu kumaşın nasıl olması gerektiğini fakire zamanından yapmış olduğu tavsiyeden okuyalım…
"En güzel elbise en güzel kumaştan dikilir" değersiz bir kumaşı en üstat terzi dikse genede hiç bir işe yaramaz bir giyişte kırışır bozulur ve emekler boşa gider. Kumaş güzel olursa, usta ustalığını gerçek olarak o kumaş ile diktiği elbisede meydana getirir, giyende hoşlanır, rahat eder, görende zevk eder. Elbise dikilmek için seçilen kumaş bir bütün parça iken evvelâ birçok parçaya bölünür, sonra bu parçalar tekrar iğne ile yavaş, yavaş yerli yerince iğne ve iplik darbeleri ile tekrar bütünleştirilmeye çalışılır.
Bu dikilen yerler ateş gibi yanan ütünün altına girer, adeta yanacak hale gelinceye kadar, bir daha kabarmaması için ütünün altında ezilirde ezilir, zayıf kumaş bu işlemlere dayanamaz, ya erir ya yanar. Güzel kaliteli hakiki bir kumaş ancak bu işlemlere dayanabilir ve neticede o kumaş, bu sefer işlenmiş halde, gene bir bütün hale dönüşür, ancak parçalardan meydana gelen bu bütün kişiyle de bütünleşmiş, onun bir parçası veya âdeta, aynısı olmuş olur, ve o elbiseyi giydiği zaman asaletli bir kimse olur.
Bu durum da giyen de, diken de, gören de, memnundur, ortaya ahenkli bir görüntü çıkmıştır. İşte bir kimsenin kumaşının dikiş tutması için gerçek hakiki bir kumaş olması lâzımdır. Bu işlemlere ancak kaliteli bir kumaş dayanabilir, diğerlerinden elbise yapılsa bile sağlıklı netice alınamaz. İşte o yüzden zâhir hayatta da mümkün olduğu kadar hep kaliteli kumaşlardan elbiseler yapmışızdır, ayrıca bâtıni hayatta da kaliteli kumaşlar aramaktayız ki, evvelâ kesilip biçilmeye, daha sonra iğnelerle dikilip ütülenmeye ve bütün bunlara dayanmayı, kabul edebilsinler. “İz-T.B.”