Vece'alnâ-lleyle ve-nnehâra âyeteyn(i)(s) femahavnâ âyete-lleyli vece'alnâ âyete-nnehâri mubsiraten litebteġû fadlen min rabbikum velita'lemû ‘adede-ssinîne velhisâb(e)(c) vekulle şey-in fassalnâhu tafsîlâ(n)
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
Biz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya anlattık.
İsrâ Suresi 12. ayet, gece ve gündüzün Allah'ın kudretine işaret eden ayetler olduğunu vurgulayarak, bu döngünün insanın rızık arayışı ve zamanı hesaplaması için bir düzen olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'ayet', 'mahv' ve 'mubsıra' gibi kavramlar üzerinden ilahi düzenin hikmetini açıklamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin 'açık alamet' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette ise gece ve gündüzün, Allah'ın kudretini ve hikmetini gösteren, üzerinde düşünülmesi gereken iki büyük alamet olduğunu ifade eder. İnsanların bu alametler aracılığıyla Allah'ın varlığını ve birliğini idrak etmeleri amaçlanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesini 'alamet' ve 'nişane' olarak açıklar. İsrâ 12'deki 'ayeteyn' ifadesiyle, gece ve gündüzün, Allah'ın yaratma gücünün ve evrendeki düzenin açık birer göstergesi olduğunu, insanların bu işaretlerden ders çıkarması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ayet' kavramının sadece bir işaret değil, aynı zamanda Allah'ın gücünün ve iradesinin somut bir tezahürü olduğunu belirtir. Gece ve gündüzün birer 'ayet' olarak sunulması, onların sıradan doğa olayları olmaktan öte, ilahi bir mesaj taşıdığını ve insanı Allah'a yönlendirdiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mahv' kelimesinin 'silmek, yok etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette ise 'gecenin ayetini mahvettik' ifadesiyle, gecenin karanlığının ve dolayısıyla gecenin belirgin özelliğinin ortadan kaldırıldığını, yani gündüzün gelişiyle gecenin ışığının silindiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mahv' kelimesini 'bir şeyin eserini gidermek, izini silmek' olarak açıklar. Ayetteki 'femehavnâ âyete'l-leyl' ifadesi, gecenin karanlığının ve dolayısıyla gecenin belirgin özelliğinin, gündüzün aydınlığıyla ortadan kaldırılmasını, silinmesini ifade eder. Bu, gecenin pasifize edilerek gündüzün aktif hale getirilmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mahv'ın bir şeyin varlığını ortadan kaldırmak veya izini silmek olduğunu belirtir. İsrâ 12'de gecenin ayetinin 'mahvedilmesi', gecenin karanlığının ve dinlenme halinin, gündüzün aydınlığı ve hareketliliği ile yer değiştirmesini, gecenin fonksiyonunun geçici olarak askıya alınmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mubsıra' kelimesini 'görünür kılan, aydınlatan' olarak açıklar. Gündüzün 'mubsıra' kılınması, onun her şeyi açıkça gösteren, insanların görmesini ve işlerini yapmasını sağlayan bir ışık kaynağı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basar' kökünden türeyen 'mubsıra' kelimesinin 'görmeyi sağlayan, aydınlatan' anlamına geldiğini ifade eder. Ayette gündüzün 'mubsıra' olması, onun sadece ışık vermekle kalmayıp, aynı zamanda insanların etrafı net bir şekilde görmesini, böylece rızıklarını aramasını ve işlerini yapmasını mümkün kılan bir özellik taşıdığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mubsıra' kelimesinin 'gözleri açan, aydınlatan' anlamında kullanıldığını belirtir. Gündüzün 'mubsıra' olması, onun sadece fiziksel bir aydınlık sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda insanların faaliyetlerini gerçekleştirmeleri için gerekli olan netliği ve görünürlüğü temin ettiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ibtiga' kelimesinin 'istemek, aramak' anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'Rabbinizin fazlını aramanız için' ifadesiyle, gündüzün aydınlığının insanların geçimlerini temin etmek, rızık peşinde koşmak ve dünya işlerini halletmek amacıyla hareket etmeleri için bir fırsat olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ibtiga'yı 'bir şeyi elde etmek için çaba sarf etmek, talep etmek' olarak açıklar. İsrâ 12'de bu kelime, insanların gündüzün aydınlığında aktif bir şekilde çalışarak, Allah'ın kendilerine bahşettiği rızıkları ve nimetleri elde etme gayretini ifade eder. Bu, sadece maddi kazanç değil, aynı zamanda manevi faydaları da kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ibtiga' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyi elde etmek için gösterilen ciddi çabayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, gündüzün aydınlığının, insanların sadece dinlenmek yerine, aktif olarak rızıklarını ve Allah'ın lütfunu aramak için bir ortam sağladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hisab' kelimesinin 'saymak, hesaplamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için' ifadesiyle, gece ve gündüz döngüsünün, insanların sadece zamanı ölçmekle kalmayıp, aynı zamanda geçmiş ve gelecek hakkında muhasebe yapmalarına, planlamalarına ve yaşamlarını düzenlemelerine olanak tanıdığını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hisab'ın 'bir şeyin miktarını bilmek, ölçmek' olduğunu açıklar. İsrâ 12'de 'hisab' kavramı, sadece takvimsel hesaplamaları değil, aynı zamanda insanın ömrünü, amellerini ve dünya ile ahiret arasındaki dengeyi düşünmesini sağlayan bir muhasebe yeteneğini de içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hisab' kavramının sadece matematiksel bir hesaplama olmadığını, aynı zamanda ilahi adaletin ve sorumluluğun bir göstergesi olduğunu belirtir. Bu ayette, gece ve gündüzün düzeni sayesinde insanların zamanı hesaplayarak, hem dünyevi işlerini planlamaları hem de ahiret için hazırlık yapmaları gerektiği mesajını taşır.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(12) Ve cealnelleyle vennehare Âyeteyni fe mehavna Âyetelleyli ve cealna Âyetennehari mubsıreten litebteğu fadlen min Rabbiküm ve li ta'lemu adedessiniyne vel hısab* ve külle şey'in fassalnahu tefsıyla;
“Biz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya anlattık.” Gözümüzün önünde bazı şeyler vardır fakat dikkatimizi çekmez, Cenâb-ı Hakk burada geceyi ve gündüzü size Âyet kıldık diyor yani gece ve gündüz Allah’ın bir Âyeti veya Allah’lık işaretidir.
Geceden amaç fenâfillâh mertebesi yani Hak’ta fâni oldu, gündüz ise bütün eşya asılları ile birlikte ortaya çıkıyor, “vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard” işte bunu idrak ettiği zaman artık o kişiye herhangi bir başka tesirin ulaşmasıda mümkün değildir.
Allah’ı müşahede etmeniz için gündüzü verdik size, bu
hakikat bildiğimiz zâhiri gündüz ile belirtilmek isteniyor fakat bu oluşum herhangi bir gecedede olabilir kişide, bu kişinin şuurundaki aydınlıktır, kişideki gündüzdür.
Bazen insân İseviyet mertebesinde bazen Mûseviyyet mertebesinde bazen de Muhammediyet mertebesinde gerektiğinde yaşayabiliyor, çünkü seyirde gerektiğinde geriyede gidilebilir fakat bu geriye kalış mânâsında değil, ya geriden gelenleri alıp götürmek için veya misaller vermek için. Bazen fetretli dönemlerimiz olup kendimizi geriye kalmış zannedebiliriz, fakat ümitli olmamız lâzımdır bu durum geriye kalınmışlık değildir, ya bir şeylerin daha sağlamlaşması için veya ileriye gidecek hamle gücünü almak içindir.
Raylar üzerinde giden trenin içinde olmak önemlidir, siz isterseniz ön vagonlardan arkalara doğru yürüyün, siz arka vagonlarda olsanız dahi bu geriye gitmek değildir, çünkü tren sizi götürmektedir. Rabbinizin fazlı kereminden talep etmeniz için; Herşeyi size fasıl, fasıl anlattık.