Vekulle insânin elzemnâhu tâ-irahu fî ‘unukih(i)(s) venuḣricu lehu yevme-lkiyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(n)
Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.
İsrâ Suresi 13. ayet, insanın amellerinin kaydedilmesi ve kıyamet gününde bu kayıtların ortaya konulması temasını işler. Ayet, 'tâir' kavramı üzerinden kader ve amellerin ayrılmazlığını, 'kitâb' ile de bu amellerin somut bir kaydını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (إنسان), unutkanlığı ve ünsiyet kurma özelliği sebebiyle bu ismi almıştır. Ayetteki kullanımı, her bir bireyin kendi amellerinden sorumlu tutulacağını ifade eder. (s. 88)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'insan' kavramı, genellikle Allah'a karşı nankörlüğü, aceleciliği ve zayıflığı ile öne çıkan, ancak aynı zamanda potansiyel olarak ilahi vahyi kabul edebilecek bir varlık olarak tasvir edilir. Bu ayette, insanın amellerinin kaydedilmesi ve ondan sorumlu tutulması bağlamında ele alınır. (s. 145-147)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'elzemnâhu' ifadesi, mecazi bir anlatımdır. Sanki bir şeyin boyna asılması gibi, insanın amellerinin ona ayrılmaz bir şekilde bağlanmasını ifade eder. Bu, amellerin kişiden asla ayrılmayacağı ve onunla birlikte olacağı anlamına gelir. (c. 1, s. 381)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fiilin 'ilzam' babından gelmesi, bir şeyi zorunlu ve ayrılmaz kılma anlamını pekiştirir. Ayette, insanın yaptığı her amelin, tıpkı bir gerdanlık gibi boynuna takılıp ondan ayrılmaz hale getirildiğini anlatır. (c. 3, s. 129)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Tâir' kelimesi, Arapların uğur ve uğursuzluk için kuş uçurma adetinden gelir. Burada ise mecazi olarak insanın kaderini, amellerini ve bunların sonuçlarını ifade eder. Sanki bu ameller, kuş gibi uçup gelip insanın boynuna konmuştur. (s. 278)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Tâir', insanın amelleri ve bu amellerin sonuçlarıdır. Ayetteki 'boynuna dolamak' ifadesiyle birlikte, bu amellerin kişiden ayrılmaz bir parça olduğunu ve ahirette karşısına çıkacağını vurgular. (s. 312)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'tâir' kelimesi, genellikle insanın kendi iradesiyle yaptığı ve sonuçlarına katlanacağı amelleri ifade eder. Bu ayette, kişinin kaderinin kendi eylemleriyle şekillendiği ve bu eylemlerin bir kaydının tutulduğu anlamını taşır. (s. 187)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Kitâb', burada insanın dünyada yaptığı tüm amellerin kaydedildiği amel defteridir. Kıyamet günü bu defterin açılması, tüm amellerin ortaya konulacağı anlamına gelir. (s. 235)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kur'an'da 'kitâb' kelimesi, sadece yazılı bir metin değil, aynı zamanda ilahi takdiri, kaderi ve özellikle de ahiretteki hesaplaşma için tutulan amel defterini ifade eder. Bu ayette, insanın tüm eylemlerinin eksiksiz bir kaydı olarak kullanılır. (c. 4, s. 32)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kitâb' kavramı, sadece bir metin olmanın ötesinde, ilahi bir kayıt ve hüküm anlamı taşır. Bu ayetteki 'kitâb', her insanın dünyadaki eylemlerinin eksiksiz bir kaydı olup, kıyamet gününde bu kaydın açılmasıyla hesaplaşmanın gerçekleşeceğini sembolize eder. (s. 178-180)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Menşûr', açılmış ve yayılmış demektir. Amel defterinin 'menşûr' olması, gizli kalmış hiçbir şeyin kalmayacağını, her şeyin açıkça ortaya konulacağını ifade eder. (c. 1, s. 382)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nşr kökünden türeyen 'menşûr', bir şeyin katlanmış halden açılmış hale gelmesini ifade eder. Kıyamet gününde amel defterlerinin 'menşûr' olması, tüm sırların ve gizli amellerin açığa çıkacağını, herkesin kendi yaptıklarını göreceğini anlatır. (s. 892)
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(13) (Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh* ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura;)
“Her insân’ın amel defterini (kuşunu) boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.” Bütün insân’lar için diyor, imân ve inkâr ehli olarak ayırmadan. Mânâlar insânlara lâtif âlemden yani Allah’tan geliyor, boyun’u da insâna en yakın yerdir ve hayat kanalları boynundan geçiyor, işte lâtif âlemde eksi veya artı mânâ olarak işlediğimiz ne varsa o kuş hükmünde olup kuşa benzetilmiştir.
Bir de diğer yönüyle Levhi Mahfuzda herbirerlerimiz için hangi program yapılmışsa onun gök âleminden yer
âlemine indirilmesi bir kuşa benzetilmiştir. Herkesin kendi kitabı kendisini bulur, bugün bunun artık örnekleri net bir şekilde görünmektedir, cep telefon numarasının çevrilmesiyle (fezadan kuşun gelmesiyle) aranan kişi bulunuyor ve haberini veriyor. Görüldüğü gibi bunlar aynı zamanda ilmi konulardır.
Bizim dünya üzerinde iken yaptığımız her türlü iş burada bahsedilen kuşun, kitabın içerisine tafsilatlı olarak geçmekte, nasıl bir çekirdekten ağaçlar, çiçekler çıkıyor, bizim fiillerimizde çekirdek hükmünde, onu ekiyoruz ve ondan sonra gönül tarlamızda onlar büyüyor ve gelişiyor, şekilleniyor, mevzuları istikametinden gelişiyor, fakat bunlar yaşadığımız anda sır olarak batında kalıyor, zuhura çıkmıyor, her yaptığımız fiilin karşılığını bugün görmüş olsak, Risale-i Gavsiyyede de yazdığı üzere, insanlar “Ya Rabbi bugün beni öldür diye” dua ederlerdi fakat o zaman işte gaybe imân olmazdı, görüldüğü için herşey beklenerek yapılırdı, gösterilmediği için mutlak muhabbet yoluyla yapma devamlılığı bizden isteniyor, ki o zaman yapılan amelin kıymeti, yani karşılık beklemeden yapmak sûretiyle ortaya çıkıyor.
İşte daha mahşer günü bu kitap okunduğu zaman insân nereye gideceğini açık seçik görecektir. Dünya da olduğumuz sürece bunlar henüz ana kayda geçmiş değildir, hergün ikindi namazından sonra nefis muhasebesi yapın derler, ikindi namazında gündüz ve gece melekleri nöbet değiştiriyorlar, insân bir önceki ikindiden itibaren yapmış olduğu kötü fiilleri varsa ve ikindi namazına kadar bunlar için istiğfar ederse onlar kayda geçmiyor, siliniyor, çünkü Cenâb-ı Hakk onları “Belki kulum istiğfar eder” diyerek ihtiyatta tutuyor, fakat melekler tarafından defterler teslim edilirken kayda giriyor artık, teslim etmeden bunun değişme ihtimali vardır, bu nedenden dolayı Efendimiz (s.a.v) “Nefislerinizi hesaba çekin, sizi hesaba çeken birileri gelmeden evvel” diyor.
Bu kitaba mükellefiyetin başlangıcından, aklı başında olarak son nefesi verinceye kadar olan süreyi kapsadığı
için yaygın denmektedir. Bunların bir kısmı Allah’ın direk olarak bizim üzerimizdeki emirler i(kader-i mutlak), bir kısmı da bizim fiillerimizden meydana gelenlerdir (kader-i muallak).
Biz onu çıkarırız, kıyamet gününde;
Kim ki ölmeden evvel ölmüşse onun kıyameti kopmuştur ve bu boynunda asılı olan kitabı daha bugün kendisine çıkarılır ve ahirette onun artık hesabına kitabına gerek kalmaz, çünkü buradan artık vizeyi alarak gitmiştir.
Kûr’ân-ı Kerîm’in içerisindeki fasılları idrak ederek hayatını sürdürmüşse, bu fasıllardan biride ahiret faslı olduğundan onu da zâten tahsil etmiştir. Bizdeki kıyameti Kahhar esmâsı oluşturuyor, ondaki yeni diriliştir yeni kimlik buluştur.