İkra/ kitâbeke kefâ binefsike-lyevme ‘aleyke hasîbâ(n)
"Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir.
"Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz.
İsrâ Suresi'nin 14. ayeti, kıyamet gününde insanın kendi amelleriyle yüzleşmesini ve kendi muhasebesini yapmasını vurgular. Ayet, 'kitap', 'nefis' ve 'hesap' kavramları üzerinden bireysel sorumluluğu ve ilahi adaleti dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ق ر أ' kökünü 'bir şeyi toplamak, bir araya getirmek' olarak açıklar. Okumak (kıraat), harfleri ve kelimeleri bir araya getirmektir. Ayetteki 'İkra'' emri, kişinin dünyada yaptığı amellerin yazıldığı defteri (kitabı) okuyarak, o amelleri bir araya getirmesi ve idrak etmesi anlamındadır. Bu, sadece harfleri telaffuz etmek değil, içeriğini kavramak ve muhasebesini yapmaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ق ر أ' fiilinin mecazi anlamlarına dikkat çeker. Burada 'oku' emri, kişinin kendi amellerini bilmesi, farkına varması ve onlarla yüzleşmesi anlamındadır. Sanki o amel defteri, kişinin kendi iç dünyasının bir yansımasıdır ve onu okumak, kendini okumak gibidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıraat' kavramının Kur'an'daki önemini vurgular. Sadece bir metni deşifre etmek değil, aynı zamanda o metnin anlamını içselleştirmek ve ona göre hareket etmek anlamına gelir. Bu ayetteki 'oku' emri, kişinin kendi hayatının muhasebesini yapması ve yaptıklarının sonuçlarını idrak etmesi için bir çağrıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kitap' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kitap', kişinin dünyada yaptığı iyi ve kötü tüm amellerin yazıldığı, kaydedildiği defterdir. Bu defter, kıyamet gününde sahibine sunulacak ve onun şahitliğini yapacaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ك ت ب' kökünü 'bir şeyi bir araya getirmek, bağlamak' olarak tanımlar. Yazmak (kitabet), harfleri bir araya getirerek anlam oluşturmaktır. Ayetteki 'kitap', kişinin hayatı boyunca yaptığı amellerin bir araya getirilmiş, kaydedilmiş halidir. Bu, sadece bir kayıt değil, aynı zamanda kişinin kimliğini ve kaderini belirleyen bir belgedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kitap' kelimesinin 'yazılı belge, hüküm, farz kılınan şey' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'kitap', kişinin amellerinin yazıldığı ve kıyamet gününde kendisine sunulacak olan ilahi bir kayıttır. Bu kayıt, kişinin kendi aleyhine veya lehine şahitlik edecektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ن ف س' kelimesini 'can, ruh, benlik, zat' olarak açıklar. Ayetteki 'nefs' kelimesi, kişinin kendi öz varlığını, şahsiyetini ve iradesini ifade eder. 'Kendi nefsin sana yeter' ifadesi, kişinin kendi benliğinin, kendi amellerinin ve vicdanının en büyük şahit ve hesap görücü olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nefs'in farklı kullanımlarını ele alır. Burada 'nefs', insanın kendi öz varlığı, iradesi ve sorumluluk sahibi kişiliği anlamındadır. Ayet, kıyamet gününde kişinin dışarıdan bir şahide ihtiyaç duymadan, kendi benliğinin ve vicdanının muhasebe için yeterli olacağını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nefs' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine değinir. 'Nefs', sadece bedensel bir varlık değil, aynı zamanda ahlaki ve ruhsal bir varlıktır. Bu ayette 'nefs', kişinin kendi iç muhasebesini yapma kapasitesini ve kendi amellerinin sonuçlarını idrak etme yeteneğini temsil eder. Kişi, kendi nefsine karşı dürüst olmak zorundadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ح س ب' kökünü 'saymak, hesaplamak, yeterli olmak' olarak açıklar. 'Hasîb', hem 'hesap gören' hem de 'yeterli olan' anlamlarına gelir. Ayetteki 'hasîben', kişinin kendi nefsinin, kendi amellerini hesaplamakta ve değerlendirmekte yeterli olacağını ifade eder. Bu, aynı zamanda Allah'ın adaletinin tecellisidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hasîb' kelimesinin hem 'muhasebeci' hem de 'kifayet eden' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, kişinin kendi nefsi, kendi amellerini değerlendirme ve onlardan sorumlu olma noktasında yeterli bir hesap görücüdür. Bu, dışarıdan bir şahide veya aracıya ihtiyaç duyulmayacağını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hesap' kavramının Kur'an'daki derinliğini inceler. 'Hasîb', sadece sayısal bir hesaplama değil, aynı zamanda amellerin niteliğini, niyetini ve sonuçlarını değerlendiren bir yargılamadır. Ayetteki 'hasîben', kişinin kendi vicdanının ve kendi amellerinin, kıyamet gününde en doğru ve adil muhasebeyi yapacak güçte olduğunu vurgular.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(14) (İkra' Kitabek* kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba;)
"Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz.
Artık başka birisi sana bir şey demese dahi senin ömür çizginin nasıl olduğunu bu kitap sana söyler ve bu da senin için kâfidir. Bizler de gönül kitabımızı bugün okursak içinde ne olduğunu bilebilir değiştirme imkânı buluruz, ama bugün kendi kitabımızı okumadan oraya gidersek orada o kitabı bize istesek te istemesek te, okutacaklardır.
“İkra” derken, bir ömür boyu hayatını nasıl geçirdiğini oku diyor, Allah ile mi yoksa nefsinlemiydin? Bir insân’ın dışarıdan başkasının yardımıyla yapmış olduğu bir şeyler vardır, bir de kişinin sadece kendisinin yazdığı bir kitabı vardır, ikisi de senindir ve kitabını oku hükmüne girer. Birisi kendi özünden gelen kitabını oku, diğeri ise sana verilmiş olan kitabını oku demektir. Yapılan amellerin hepsi kendin içindir, Allah için ne yaptık, onların okunması
47
istenecek, “Ya Rabbi bir ömür boyu hep Seninle beraber değilmiydik” dediğimiz zaman, o zaman “Kulum beni bildi” denecek.
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” yani “Bizler Allah içiniz ve dönüşümüz O’nadır” derken Ulûhiyyet mertebesinin bâtını ile Âdemiyyet mertebesinin zâhiri “biz” diyor. Cenâb-ı Hakk “biz” kelimesinde kendini perdeleyerek Âdem’den zuhurunu Ulûhiyyet mertebesi itibarıyla yaptığını söylüyor, hepimiz demiyor tabi “Biz” derken, yine de en az iki kişi vardır, Hakikati İlâhiyyenin zuhura gelmesi için bir mekân lâzımdır, o da Âdemiyyet mertebesi ve sonunda her ne kadar biz şu anda bu görüntüde isek te Allah’a râci-dönücü, olacağız yani kendimizde bulacağımız, Allah olacağız, diyor, en açık şekliyle ve kendindeki Allah’ı bulduktan sonrada zaten bütün âlemlerdeki Allah’ı bulmuş oluyorsun. Bütün bunları bilerek Allah’a dönmek başka, bilmeden dönmek tabi ki başkadır.
Aynı şekilde Kûr’ân-ı Kerîm’in zâhirinde Hakikati İlâhiyyenin bâtını gizli ve Âdem’in zâhiri ile buradaki bâtın ortaya çıkmaktadır. Dikkat edersek ilk Âyet “Oku” dur ve öldükten sonra mahşerde gelecek olan son Âyet yine “Oku” olacaktır. Dünyada gerçek idrakli yaşam hayatımız “Oku” ile başlamakta, ve âhiret hayatımız dahi “Oku” ile yeniden başlamaktadır.