Men kâne yurîdu-l'âcilete ‘accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu limen nurîdu śümme ce'alnâ lehu cehenneme yaslâhâ meżmûmen medhûrâ(n)
Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer.
İsrâ Suresi 18. ayet, dünya hayatının geçici nimetlerine yönelenlerin akıbetini ve ahiret azabını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'aceleci' dünya talebi ile 'gecikmiş' ahiret cezası arasındaki tezatlığı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irâde' kelimesinin 'revd' kökünden geldiğini ve bir şeyi elde etme çabasıyla birlikte kalbin o şeye yönelmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yurîdu' ifadesi, kişinin tüm yönelimiyle dünya hayatının geçici zevklerine odaklanmasını ve ahireti göz ardı etmesini anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irâde'yi 'talep' ve 'kasd' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın iradesine karşı gelerek kendi heva ve hevesleri doğrultusunda dünya nimetlerini talep eden kimseleri işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âcile' kelimesinin 'dünya' anlamına geldiğini ve ahiretin aksine çabuk sona eren, geçici olanı ifade ettiğini belirtir. Ayette, dünya nimetlerinin fani oluşuna ve bu nimetlere aşırı düşkünlüğün sonuçlarına dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'acel' kökünün bir şeyin vaktinden önce gerçekleşmesini ifade ettiğini ve 'âcile'nin de bu bağlamda 'dünya' olarak kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-âcile', ahirete nispetle çabuk geçen ve kıymeti az olan dünya hayatını temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'dünya' kavramının genellikle 'âcile' (geçici, aceleci) ve 'uhra' (sonraki, ebedi) kavramlarıyla karşılaştırıldığını belirtir. 'Âcile', insanın hemen elde etmek istediği, fani olan her şeyi kapsar ve bu ayetteki kullanımı, dünya nimetlerine olan düşkünlüğün bir eleştirisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'accele' fiilinin 'bir şeyi vaktinden önce yapmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'accelnâ', Allah'ın dünya nimetlerini isteyenlere, onların bu aceleci taleplerine karşılık olarak, bu nimetleri hemen verdiğini ancak bunun bir imtihan olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ta'cîl'in 'bir şeyi vaktinden önce gerçekleştirmek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'accelnâ', Allah'ın, dünya nimetlerini isteyenlere bu nimetleri hemen vermesini, ancak bunun ahiretteki karşılığının olumsuz olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cehennem' kelimesinin Arapça'da 'derin kuyu' anlamına gelen 'cehennem'den türediğini veya yabancı bir kelime olduğunu belirtir. Kur'an'da ise, ahiretteki azap yurdunun özel adı olarak kullanılır ve bu ayette, dünya hayatını tercih edenlerin karşılaşacağı nihai cezayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cehennem'in Kur'an'da ve dinde, kafirlerin ve günahkarların cezalandırılacağı yer olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, dünya nimetlerine aldananların ahiretteki acı sonunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mezmûm' kelimesinin 'zemm' kökünden geldiğini ve 'kınanmış, ayıplanmış' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, dünya hayatını ahirete tercih edenlerin Allah katında ve müminler nezdinde kınanmış bir durumda olacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zemm'in 'ayıplamak, kusur bulmak' olduğunu ve 'mezmûm'un da 'ayıplanmış, kınanmış' anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette, dünya peşinde koşanların ahiretteki durumunun, Allah'ın gazabına uğramış ve kınanmış bir halde olacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'medhûr' kelimesinin 'kovulmuş, uzaklaştırılmış' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cehenneme girenlerin Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış ve horlanmış bir durumda olacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dahr' kökünün 'uzaklaştırmak, kovmak' anlamına geldiğini ve 'medhûr'un da 'kovulmuş, uzaklaştırılmış' olduğunu açıklar. Bu ayette, dünya hayatına aldananların ahirette Allah'ın lütfundan ve cennetten mahrum bırakılarak cehenneme atılacağını ve orada horlanacağını vurgular.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmeti-mizden) kovulmuş olarak oraya girer.” Dünyayı talep eden nefsi için bu talepte bulundu-ğundan dolayı ona cehennem hazırlanıyor, dünyayı ruhumuz içinde talep edebiliriz bu durumda bu hükmün içine girmiyor oluruz.