Unzur keyfe darabû leke-l-emśâle fedallû felâ yestatî'ûne sebîlâ(n)
Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar.
Bak senin için nasıl misaller verdiler de bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez.
İsrâ Suresi 48. ayet, müşriklerin Peygamber'e isnat ettikleri batıl benzetmeler üzerinden içine düştükleri sapkınlığı ve doğru yolu bulamamalarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'darabe' fiilinin mecazi kullanımı ve 'sebil' kelimesinin yol bulma anlamındaki semantik genişliği ile dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nazar' kelimesinin hem gözle görme hem de kalple düşünme, tefekkür etme ve ibret alma anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin durumuna dikkat çekerek, onların yanlış benzetmelerinden ders çıkarılmasını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nazar'ın sadece duyusal bir eylem olmadığını, aynı zamanda akli bir süreci de kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'unzûr' emri, muhatabı, müşriklerin durumunu sadece görmekle kalmayıp, bu durumun ardındaki mantıksızlığı ve sapkınlığı idrak etmeye davet eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'darabe' fiilinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, 'darabe'l-emṣâl' (misal vermek) ifadesinin ise bir şeyi açıklamak, benzetmek veya örnek göstermek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'darabû lekumü'l-emsâl' ifadesi, müşriklerin Peygamber'e yönelik asılsız ve batıl benzetmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'darabe' fiilinin 'misal vermek' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu vurgular. Bu bağlamda, müşriklerin Peygamber'e 'sihirbaz', 'şair' gibi yakıştırmalar yaparak ona misaller vermeleri kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darabe'nin 'misal vermek' anlamının, bir şeyi başka bir şeye benzeterek açıklama veya bir durumu örnekle somutlaştırma eylemini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanım, müşriklerin Peygamber'e karşı uydurdukları mesnetsiz benzetmeleri ve isnatları anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'misâl' kelimesinin bir şeyin benzeri, dengi veya bir şeyi açıklamak için kullanılan örnek olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-emsâl' ifadesi, müşriklerin Peygamber'e yönelik 'sihirbaz', 'mecnun' gibi asılsız ve batıl benzetmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'mesel' kavramının sadece bir benzetme veya örnek olmadığını, aynı zamanda bir hakikati açıklamak, bir durumu somutlaştırmak için kullanılan güçlü bir retorik araç olduğunu belirtir. Bu ayette ise 'emsâl', müşriklerin hakikati çarpıtmak için kullandıkları yanlış ve yanıltıcı benzetmeleri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'dalâl' kelimesinin doğru yoldan sapma, şaşırma ve hakikatten uzaklaşma anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'fadallû' ifadesi, müşriklerin Peygamber'e yaptıkları yanlış benzetmeler sonucunda hakikatten tamamen uzaklaştıklarını ve şaşkınlık içinde olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'in hem maddi hem de manevi anlamda yolunu kaybetmek olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, müşriklerin Peygamber'e karşı uydurdukları yalanlar ve benzetmeler yüzünden hakikatten uzaklaşarak manevi bir sapkınlığa düştüklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle doğru yoldan sapma, hidayetin zıddı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, müşriklerin Peygamber'e isnat ettikleri batıl benzetmelerin onları doğru yoldan saptırdığı ve hakikati görmelerini engellediği anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebil' kelimesinin genellikle 'yol' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da mecazi olarak 'doğru yol', 'Allah'ın yolu' veya 'bir amaca ulaşma yolu' anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'felâ yestatîûne sebîlâ' ifadesi, müşriklerin sapkınlıkları yüzünden doğru yolu bulma veya kurtuluşa erme imkanlarının kalmadığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sebil'in hem maddi hem de manevi anlamda yol olduğunu, bu ayette ise manevi bir çıkış yolu, kurtuluş imkanı anlamında kullanıldığını açıklar. Müşriklerin içine düştükleri sapkınlık, onlara doğru yolu bulma yeteneğini kaybettirmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sebil' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu', 'doğru yol' veya 'hidayet yolu' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki olumsuz kullanım ('yol bulamazlar'), müşriklerin hakikatten uzaklaşmaları nedeniyle hidayete erme imkanlarını kaybettiklerini gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(48) (Unzur keyfe darebu lekel'emsale fedallu felâ yestetıy'une sebiyla;)
“Bak senin için nasıl misaller verdiler de bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez.”