Nahnu a'lemu bimâ yestemi'ûne bihi iż yestemi'ûne ileyke ve-iż hum necvâ iż yekûlu-zzâlimûne in tettebi'ûne illâ raculen meshûrâ(n)
Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliyoruz.
Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz.
İsrâ Suresi 47. ayet, müşriklerin Hz. Peygamber'i dinlerkenki iç hallerini ve kendi aralarındaki gizli konuşmalarını ele almaktadır. Ayet, Allah'ın onların niyetlerini ve söylediklerini tam olarak bildiğini vurgulayarak, 'dinleme', 'gizli konuşma' ve 'büyülenmiş olma' gibi kavramlar üzerinden bir eleştiri sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'semâ' kelimesinin işitme duyusuyla ilgili olduğunu belirtir. 'İstima'' ise, bir şeyi dikkatle ve kasıtlı olarak dinlemek anlamına gelir. Ayetteki 'yestemi'ûne' ifadesi, müşriklerin Hz. Peygamber'i dinlerken sadece işitmekle kalmayıp, aynı zamanda onun söylediklerini değerlendirme ve ona karşı bir tavır geliştirme niyetinde olduklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'istima'' fiilinin Kur'an'da bazen 'kulak vermek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, müşriklerin Hz. Peygamber'in sözlerine kulak verdiklerini, ancak bunu iman etmek için değil, aksine onu yalanlamak veya ona karşı komplo kurmak için yaptıklarını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'semâ'' kökünün Kur'an'da sadece fiziksel işitmeyi değil, aynı zamanda 'anlama' ve 'itaat etme' boyutlarını da içerdiğini belirtir. 'Yestemi'ûne' kelimesi, müşriklerin fiziksel olarak dinlediklerini, ancak kalben anlamaya ve itaat etmeye kapalı olduklarını, hatta dinlediklerini çarpıtma eğiliminde olduklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'necvâ' kelimesinin 'gizli konuşma' anlamına geldiğini ve genellikle bir grup insanın başkalarından saklı olarak yaptığı konuşmaları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hum necvâ' ifadesi, müşriklerin kendi aralarında, Hz. Peygamber'in aleyhinde gizlice fısıldaştıklarını ve planlar yaptıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'necvâ'nın 'bir sırrı açığa vurmak' veya 'gizlice konuşmak' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayette, müşriklerin Hz. Peygamber'e karşı besledikleri olumsuz düşünceleri ve kararları gizlice paylaştıklarını, bu durumun onların samimiyetsizliğini ve düşmanca tavırlarını ortaya koyduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'necvâ'nın 'bir şeyin gizli tarafı' anlamına geldiğini ve 'gizlice konuşmak' fiilinden türediğini açıklar. Ayetteki kullanımı, müşriklerin aleni olarak söyleyemedikleri şeyleri, kendi aralarında gizlice konuştuklarını ve bu gizli konuşmaların içeriğinin de Hz. Peygamber'i küçümsemek olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'zulüm' kelimesinin 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak' veya 'haddi aşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'zalimler' ifadesi, Hz. Peygamber'e karşı haksız ithamlarda bulunan, onun peygamberliğini inkâr eden ve ona büyülenmiş diyen kişileri tanımlar. Bu kişiler, hakikati reddederek kendilerine ve başkalarına zulmetmişlerdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulüm'ün 'bir şeyi yerinden etmek' veya 'haksızlık yapmak' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'zalimler', Hz. Peygamber'in getirdiği mesajın hakikatini görmezden gelerek, ona iftira atan ve onu küçümseyen kişilerdir. Onların bu tutumu, hem Allah'ın hakkına hem de kendi nefislerine karşı bir zulümdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulüm' kavramının sadece ahlaki bir haksızlığı değil, aynı zamanda kozmik düzene karşı gelmeyi de ifade ettiğini belirtir. 'Zalimler' olarak nitelendirilen kişiler, Allah'ın elçisine karşı gelerek, ilahi düzene aykırı hareket etmiş ve bu nedenle 'zalim' sıfatını hak etmişlerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihir' kelimesinin 'bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek' veya 'göz boyamak' anlamına geldiğini belirtir. 'Mes'hûr' ise, büyülenmiş, aklı çelinmiş kişi demektir. Müşriklerin Hz. Peygamber'e 'mes'hûr' demeleri, onun söylediklerinin gerçek dışı olduğunu, aklının yerinde olmadığını ve bu yüzden ona uyulmaması gerektiğini iddia etmeleridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mes'hûr' kelimesinin Kur'an'da 'aklı gitmiş, delilikle itham edilen' anlamında kullanıldığını ifade eder. Müşrikler, Hz. Peygamber'in getirdiği mesajı kabul edemedikleri için, onu 'büyülenmiş' veya 'deli' olarak nitelendirerek, onun sözlerinin ciddiye alınmaması gerektiğini ima etmişlerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sihir'in 'gizli ve ince bir etkiyle bir şeyi değiştirmek' olduğunu açıklar. 'Mes'hûr' ise, bu etkiye maruz kalmış kişidir. Müşriklerin bu ifadeyi kullanması, Hz. Peygamber'in sözlerinin insanları etkilemesini bir tür büyüye bağlayarak, onun peygamberliğini ve mesajının hakikatini reddetme çabasıdır.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(47) (Nahnu a'lemu Bima yestemiune Bihi iz yestemiune ileyke ve iz hüm necva iz yekuluz zâli-mune in tettebiune illâ racülen meshura;)
“Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zâlim-lerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz.”