Ulâ-ike-lleżîne yed'ûne yebteġûne ilâ rabbihimu-lvesîlete eyyuhum akrabu veyercûne rahmetehu veyeḣâfûne ‘ażâbeh(u)(c) inne ‘ażâbe rabbike kâne mahżûrâ(n)
Onların yalvardıkları bu varlıklar, "hangimiz daha yakın olacağız" diye Rablerine vesile ararlar. O'nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.
Onların yalvardıkları da, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. Ve O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.
İsrâ Suresi'nin 57. ayeti, müşriklerin taptığı varlıkların dahi Allah'a yaklaşma çabasını, O'nun rahmetini ummalarını ve azabından korkmalarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'vesile' kavramı üzerinden Allah'a yakınlaşma arayışını, 'rahmet' ve 'azap' kavramlarıyla da ilahi kudretin iki yönünü vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'دعاء' (dua) kelimesini 'bir şeyi kendine doğru çekmek, çağırmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'يدعون' ifadesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'a yönelerek O'ndan bir şeyler talep etme, O'na sığınma ve O'nu çağırma eylemini belirtir. Bu, onların da Allah'a muhtaç olduğunu ve O'na yöneldiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin mecazi anlamlarına değinir. Ayetteki 'يدعون' ifadesi, taptıkları varlıkların Allah'a ibadet etme, O'na yalvarma ve O'ndan yardım isteme eylemini mecazi olarak ifade eder. Bu, onların da Allah'ın kudretine boyun eğdiğini ve O'na muhtaç olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'بغى' fiilinin 'talep etmek, aramak, istemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يبتغون' ifadesi, taptıkları varlıkların Allah'a yakınlaşmak için bir yol, bir aracı arayışını, yani 'vesile'yi talep etme ve ona ulaşma çabasını açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'بغى' kelimesinin 'bir şeye ulaşmak için çaba sarf etmek, onu istemek' anlamını vurgular. Ayetteki 'يبتغون' kelimesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'a yakınlaşmak için bir yol arayışında olduklarını, bu yola ulaşmak için çaba gösterdiklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'الوسيلة' kelimesini 'bir şeye ulaşmak için kullanılan aracı, yakınlaşma vesilesi' olarak tanımlar. Ayetteki 'الوسيلة' ifadesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'a yakınlaşmak için bir aracıya, bir yola ihtiyaç duyduklarını ve bunu aradıklarını belirtir. Bu, Allah'a yakınlaşmanın ancak O'nun belirlediği yollarla mümkün olduğunu ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'الوسيلة' kelimesinin 'Allah'a yakınlaşmaya vesile olan şey' olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, taptıkları varlıkların dahi Allah'a yakınlaşmak için bir 'vesile' arayışında olmaları, bu kavramın ilahi yakınlaşmada merkezi bir rol oynadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vesile' kavramını Kur'an'da 'Allah'a yaklaşmak için bir araç veya yol' olarak inceler. Ayetteki 'الوسيلة' kelimesi, müşriklerin taptığı varlıkların dahi Allah'a yakınlaşma arayışında olduğunu ve bunun için bir aracıya ihtiyaç duyduğunu göstererek, bu kavramın evrensel bir dini arayışa işaret ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'رجاء' kelimesini 'bir şeyin gerçekleşmesini ummak, beklemek' olarak açıklar. Ayetteki 'يرجون' ifadesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'ın rahmetini umduğunu, O'ndan iyilik ve bağışlama beklediğini gösterir. Bu, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve her şeyi kuşattığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'رجاء' kelimesinin 'kalbin bir şeye meyletmesi ve onu beklemesi' anlamını verir. Ayetteki 'يرجون' kelimesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'ın rahmetine karşı bir ümit beslediğini, O'ndan gelecek iyiliği beklediğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'خوف' kelimesini 'bir şeyin olumsuz sonucundan endişe etmek, korkmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'يخافون' ifadesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'ın azabından korktuğunu, O'nun cezasından çekindiğini belirtir. Bu, Allah'ın kudretinin ve adaletinin büyüklüğünü gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'خوف' kelimesini 'kalbin bir şeyin şerrinden dolayı duyduğu endişe' olarak açıklar. Ayetteki 'يخافون' kelimesi, taptıkları varlıkların dahi Allah'ın azabından duyduğu korkuyu, O'nun cezasından sakınma hissini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'عذاب' kelimesini 'eziyet, ceza' olarak açıklar. Ayetteki 'عذابه' ifadesi, Allah'ın kullarına uygulayacağı cezayı, azabı belirtir ve bu azabın korkulmaya değer olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'عذاب' kelimesini 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' kökünden türeterek, 'insanı istediği şeyden alıkoyan, ona eziyet veren şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'عذابه' kelimesi, Allah'ın azabının, insanı istediği şeylerden mahrum bırakan, ona acı veren bir ceza olduğunu ve bu yüzden korkulması gerektiğini ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(57) Ülâikelleziyne yed'une yebteğune ila Rabbihimül vesiylete eyyühüm akrebü ve yercune rahmeteHU ve yehafune azâbeHU, inne azâbe
Rabbike kâne mahzura;)
“Onların yalvardıkları da, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. Ve O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.”