Kuli-d'u-lleżîne ze'amtum min dûnihi felâ yemlikûne keşfe-ddurri ‘ankum velâ tahvîlâ(n)
De ki: "Onu bırakıp da ilah diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler."
De ki: "Allah'tan başka, ilâh olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler.
Bu ayet, Allah'tan başka ilah edinilen varlıkların acizliğini ve hiçbir şeye güç yetiremediklerini vurgulayarak tevhid inancının temelini atmaktadır. Anahtar kavramlar, bu varlıkların çağırma, sıkıntıyı giderme ve değiştirme konusundaki yetersizliklerini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعوة' kelimesini 'bir şeyi kendine doğru çekmek, yöneltmek' olarak açıklar. Ayetteki 'ادعوا' emri, müşriklerin Allah'tan başka taptıkları varlıklara yönelerek onlardan yardım talep etmelerini ifade eder. Bu, onların acizliğini göstermek için bir meydan okumadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, 'çağırmak, yardım istemek' anlamındadır ve mecazi olarak bu varlıkların ilahlık iddialarının boşluğunu ortaya koyar. Onları çağırmanın bir fayda sağlamayacağı vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'زعم' kelimesinin genellikle 'doğru olmayan bir şeyi iddia etmek, zan ve tahminle konuşmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'زعمتم' ifadesi, müşriklerin Allah'tan başka taptıkları varlıkların ilah olduğuna dair inançlarının temelsiz ve yanlış bir zan olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'زعم' kelimesinin 'şüphe ve zan üzerine kurulu bir söz' anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayette, müşriklerin ilah edindikleri varlıkların ilahlık vasfına sahip olmadığı, bu inancın sadece onların asılsız bir zannı olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ملك' kelimesinin 'bir şey üzerinde tam yetkiye ve tasarrufa sahip olmak' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'فلا يملكون' ifadesi, müşriklerin taptığı varlıkların, sıkıntıyı giderme veya değiştirme konusunda hiçbir yetkiye ve güce sahip olmadıklarını kesin bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mülk' kavramının Kur'an'da mutlak egemenlik ve kudret anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'tan başka ilah edinilen varlıkların 'mülk' sahibi olmadıkları, yani hiçbir şeye hükmedemedikleri ve dolayısıyla sıkıntıları giderme gücüne sahip olmadıkları vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'كشف' kelimesinin 'örtülü olan bir şeyi açmak, gidermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'كشف الضر' ifadesi, sıkıntının, zararın ortadan kaldırılması, giderilmesi anlamına gelir. Bu, müşriklerin taptığı varlıkların bu tür bir güce sahip olmadıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'كشف' kelimesinin 'bir şeyi ortaya çıkarmak, açığa vurmak ve gidermek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'sıkıntıyı giderme' anlamında kullanılarak, sahte ilahların bu konuda aciz oldukları vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ضر' kelimesini 'insana veya başka bir şeye isabet eden her türlü zarar ve sıkıntı' olarak tanımlar. Ayetteki 'الضر' kelimesi, insanların başına gelen her türlü musibeti, sıkıntıyı ve zararı kapsar. Bu sıkıntıları giderme gücünün sadece Allah'a ait olduğu ima edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ضرر' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'zarar, ziyan, sıkıntı, hastalık' gibi olumsuz durumları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların karşılaştığı her türlü olumsuzluğun giderilmesi konusunda Allah'tan başkasının güçsüzlüğü vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'تحويل' kelimesinin 'bir şeyi bulunduğu halden başka bir hale döndürmek, değiştirmek' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'ولا تحويلا' ifadesi, sahte ilahların sadece sıkıntıyı gidermekle kalmayıp, onun şeklini veya şiddetini dahi değiştirmeye güçlerinin yetmediğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'تحويل' kelimesinin 'bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek veya bir durumu başka bir duruma çevirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, sıkıntının tamamen ortadan kaldırılması veya hafifletilmesi gibi bir değişikliği yapma gücünün de bu varlıklara ait olmadığını ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(56) (Kulid'ulleziyne zeamtüm min duniHİ fela yemlikûne keşfeddurri anküm ve lâ tahviylâ;) De ki: "Allah'tan başka, ilâh olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştire-bilirler.”