Em emintum en yu'îdekum fîhi târaten uḣrâ feyursile ‘aleykum kâsifen mine-rrîhi feyuġrikakum bimâ kefertum śümme lâ tecidû lekum ‘aleynâ bihi tebî'â(n)
Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?
Yoksa sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece ettiğiniz nankörlük sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, bizim aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız.
İsrâ Suresi'nin 69. ayeti, denizde seyahat edenlerin karşılaşabileceği tehlikeleri ve Allah'ın kudretini vurgulamaktadır. Ayet, inkarcıların akıbetini, ilahi cezanın kaçınılmazlığını ve Allah'a karşı kimsenin yardımcı bulamayacağını 'iade', 'kasif', 'yuğrik' ve 'tebî' gibi anahtar kavramlar üzerinden dile getirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'avd' kökünü bir şeyin eski haline dönmesi veya tekrar etmesi olarak açıklar. Ayetteki 'yü'îdeküm' ifadesi, Allah'ın insanları karadan denize geri döndürme kudretini, yani daha önce kurtuldukları bir durumdan tekrar tehlikeli bir duruma sokmasını ifade eder. Bu, Allah'ın iradesiyle gerçekleşen bir geri dönüşü vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür ifadeleri mecazi bir anlatım olarak değerlendirir. 'Yü'îdeküm' ifadesi, Allah'ın insanları tekrar denizin tehlikelerine maruz bırakması, yani onlara bir fırsat daha vermesi veya onları tekrar imtihan etmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın kudretinin ve iradesinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kasif' kelimesini 'kırıp geçiren, yok eden' olarak açıklar. Ayetteki 'kâsıfen mine'r-rîh' ifadesi, denizde gemileri batıracak, her şeyi alt üst edecek kadar şiddetli ve yıkıcı bir rüzgarı tasvir eder. Bu, Allah'ın azabının şiddetini ve gücünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kasf' kökünü bir şeyi kırmak, parçalamak olarak tanımlar. 'Kâsıf' ise bu eylemi gerçekleştiren, yani şiddetiyle her şeyi parçalayan rüzgar anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, bu rüzgarın denizde yolculuk edenler için ölümcül bir tehlike oluşturduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kasf' kelimesinin genel olarak şiddetli bir darbe veya kırılma anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâsıf' kelimesi, rüzgarın yıkıcı gücünü, gemileri ve insanları helak edebilecek şiddetini ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve gazabının bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ğark' kökünü bir şeyin tamamen suya batması veya suyun bir şeyi tamamen kaplaması olarak açıklar. Ayetteki 'yuğrikaküm' ifadesi, Allah'ın inkarları sebebiyle insanları denizde boğarak helak etmesini, yani onları suyun derinliklerine gömmesini ifade eder. Bu, ilahi cezanın kesinliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğark' kelimesinin bir şeyin su içinde kaybolması ve yok olması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanım, Allah'ın inkarcıları denizde boğarak cezalandırmasını, onların kurtuluş umudunu tamamen ortadan kaldırmasını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve Allah'ın nimetlerini örtmek, O'nun varlığını ve birliğini inkar etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'bimâ kefertüm' ifadesi, insanların Allah'a karşı gösterdikleri nankörlük ve inkarın, başlarına gelecek felaketin temel nedeni olduğunu vurgular. Bu, ilahi adaletin bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi örtmek olduğunu belirtir. Dini bağlamda ise bu, Allah'ın nimetlerini örtmek, O'nun varlığını ve birliğini inkar etmek anlamına gelir. Ayetteki 'bimâ kefertüm' ifadesi, insanların Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük etmeleri ve O'nun ayetlerini yalanlamaları sebebiyle cezalandırılacaklarını açıkça ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr' kelimesinin Kur'an'daki geniş anlam yelpazesini inceler ve genellikle Allah'a karşı nankörlük, O'nun ayetlerini yalanlama ve hakikati reddetme anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'bimâ kefertüm' ifadesi, insanların bu inkar ve nankörlükleri yüzünden ilahi bir ceza ile karşılaşacaklarını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'tebî' kelimesini 'takip eden, peşinden giden' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tecidû leküm aleynâ bihî tebî'an' ifadesi, Allah'ın azabı geldiğinde, O'na karşı size yardım edecek, intikamınızı alacak veya sizi savunacak kimseyi bulamayacağınızı vurgular. Bu, Allah'ın kudretinin mutlaklığını ve O'nun hükmüne karşı kimsenin duramayacağını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tebî' kelimesinin 'yardımcı, destekçi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın azabına uğrayanların, bu azabı durduracak veya onlara yardım edecek hiçbir destekçi bulamayacakları ifade edilir. Bu, Allah'ın hükmünün kaçınılmazlığını ve O'na karşı kimsenin güç yetiremeyeceğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tebî' kelimesinin 'intikamcı, öç alan' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki ifade, Allah'ın azabına uğrayanların intikamını alacak veya onlara yardım edecek kimsenin bulunamayacağını, dolayısıyla Allah'ın hükmünün kesin ve geri dönülmez olduğunu gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(69) (Em emintüm en yuıydeküm fiyhi tareten uhra feyursile aleyküm kasıfen minerriyhı fe yuğrikaküm Bima kefertüm sümme la tecidu leküm aleyna Bihi tebiya;)
“Yoksa sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece ettiğiniz nankörlük sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, bizim aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız.”