İçeriğe atla
İsrâ 70Cüz 15 · Sayfa 289

İsrâ Sûresi 70. Âyet

الإسراء

Sohbete sor

Velekad kerramnâ benî âdeme vehamelnâhum fî-lberri velbahri verazaknâhum mine-ttayyibâti vefaddalnâhum ‘alâ keśîrin mimmen ḣalaknâ tafdîlâ(n)

Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

İsrâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(70) (Ve lekad kerremna beniy Ademe ve hamelnahüm fiyl berri vel bahri ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alâ kesiyrin mimmen halekna tefdıyla;)

“Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları halkettiklerimizin birçoğundan üstün kıldık. ” Bu Âyete istinaden Âdem’in başına “kerremnâ” tacı takıldı deniyor, yani ona bizde bulunan her türlü imkânı verdik demektir. İlâh-î sıfatları ve esmâların hepsini başına kondurduk, taç yaptık.

Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s.) ı ilk halkettiğinde hangi vasıflar içerisinde halketmişse çocuklarının devamlılığınıda aynı kemâlât içinde sağlamış oldu, o nedenler ilk Âdem’den bizim hiçbir farkımız yok, fakat bizler uzun süreler içerisinde değişik isimler alarak kendimizi çok değişik bir sahaya göndermişiz, Allah’tan ayrı olarak gaflet halinde hayatımızı sürdürür halde ve bunun tabiiliği içerisinde yaşamlarımıza devam etmişiz.

Âdem o kadar çok kabiliyetlerle techiz edildi ki onda sonsuz oluşumlar vardır, çünkü esmâ-i İlâhiyyenin hepsi insanda mevcuttur fakat bütün insanlarda bunlar farklı dozlarda bulunmaktalar, buna da terkip deniyor ve

insanların yapısal özelliklerini bunlar değiştiriyor. Fıtri olarak hangi esmâ kendisinde çok ise o esmâ istikametinde bedenini yürütüyor kişi, iç güdüsü olarak, içeriden gelerek ve bu da Cenâb-ı Hakkk’ın onun programı için yapmış olduğu terkibin neticesidir.

Çok küçük yaşlarda ortaya çıkmaya başlayan kabiliyetler var, o çok küçük yaştaki bir çocuk o yaptığının kabiliyetin ne olduğu nasıl biliyor, işte Cenâb-ı Hakkk’ın ona isimler terkibinin neticesi ortaya çıkıyor ve buda Cenâb-ı Hakkk’ın rahmetidir, eğer herkes aynı terkib ile ortaya çıksa idi herkesin tek yönlü hareketiyle olan bir sistem olurdu.

Bazı Esmâ-i İlâhiyye ise belirli sürelerde çıkış sahası bulamadığından kişilerde çıkış bulacakları zamânâ kadar gizlide kalıyordur. İnsan hem kendi gayreti yönünden hem de İlâh-î sistem yönünden etki almaktadır, kendi yönünden olan gayret insanın sorumluluğundadır, ihmal ederse sonuçlarına kendisi katlanır, çalışır geliştirirse karşılığını yine kendisi alır.

İnsan kendinde olan gücün farkına varınca ve daha önce yapamam diye düşündüğü şeyleri yapmaya başlayınca farkediyor ki bu kendisindeki güç o yapılamayanı yapar ve daha da neler yaparmış diye kendiside hayrete düşürür. Kendi gerçek halimizi tanımakta geri kaldığımızdan bu haller oluşuyor.

“Geçen geçmiştir gelecek ise mübhemdir” deniyor, geçmişle üzülmek içinde bulunulan hali kaybetmeye sebep olabilir, her gelen anı değerlendirme yolu en geçerli yoldur. Hakikati İlâhiyyenin bizlere ulaşamadığı dönemleri bizler cahiliye devri olarak düşünüp tarihimizi yeni bir doğuş ve hayata bakışla hakikati İlâhiyye üzerine başlatalım, özümüzü Allah’a yönelterek ve O’nu talep ederek hayatımızı sürdürelim. Cenâb-ı Hakk ufku açtıktan sonra biz o ufku küçültürsek esas sorumluluk burada başlar, çünkü bir şey hakkında nimetin artması onun sorumluluğunun artmasıdır. Cenâb-ı Hakk bizdeki hakikati İlâh-î deryaya yükledi ve oralarda gezdirmektedir.

Tayyib rızık Ulûhiyyet ilmidir, tevhid ilmidir. Her mertebenin kendine özel rızkı vardır, bedenimizin rızkı yemek içmek, nefsimizin gıdası Hakk yolunda duygusallaşma, hakikat yolundaki rızık ise ilmi İlâh-î’dir, gerçek ruhumuzun gıdası odur.

Üstün kıldık derken Cenâb-ı Hakk tek bir insandan değil çoğul insandan bahsediyor, insanların çoğunluğunda olan hasletlerden bahsediyor İnsân-ı Kâmil’deki hislerden bahsetmiyor. Hakikati Muhammedi mertebesindeki insandan daha üstün bir varlık yoktur, işte hatta bu mertebenin altındaki mertebelerde olan insanları dahi diğer varlıklardan üstün kıldık diyor. Bir başka ifade ile Hakikati Muhammedinin orta halli varlıklarını yani zuhur mahallerini âlemdeki bir çok varlığın üstünde kıldık diyor, işte Cenâb-ı Hakkk’ın Kerem’i budur.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)