Velekad sarrafnâ linnâsi fî hâżâ-lkur-âni min kulli meśelin feebâ ekśeru-nnâsi illâ kufûrâ(n)
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.
Bu ayet, Kur'an'ın insanlara çeşitli misallerle hakikatleri açıklamasını ve buna rağmen insanların çoğunun nankörlükte ısrar etmesini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Özellikle 'sarrafnâ', 'mesel' ve 'küfûr' kavramları, ayetin ana mesajını oluşturan temel dinamikleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sarf' kelimesinin bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmek, döndürmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'sarrafnâ' ifadesi, Allah'ın ayetleri ve misalleri farklı üsluplarla, çeşitli yönlerden ve tekrar tekrar sunarak insanların idrakine yaklaştırması, böylece hakikatin anlaşılmasını kolaylaştırması anlamında kullanılmıştır. Bu, Kur'an'ın açıklayıcılığını ve ikna ediciliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sarrafnâ' fiilini 'beyyennâ' (açıkladık) ve 'kerremnâ' (tekrarladık) olarak tefsir eder. Bu bağlamda, Allah'ın Kur'an'da misalleri çeşitli şekillerde sunarak, farklı açılardan ele alarak ve tekrarlayarak insanlara hakikatleri net bir şekilde gösterdiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın mesajını pekiştirmek için kullanılan dilsel bir stratejiyi işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sarf' kökünün 'bir şeyi bir yönden başka bir yöne çevirmek, döndürmek' temel anlamından hareketle, Kur'an'daki kullanımının 'ayetleri ve delilleri çeşitli şekillerde sunmak, farklı açılardan açıklamak' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'sarrafnâ', Allah'ın insanlara hakikatleri farklı üslup ve örneklerle sunarak düşünmeye sevk etme çabasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mesel' kelimesinin 'benzerlik, örnek' anlamlarına geldiğini ve Kur'an'da genellikle bir şeyi açıklamak, anlaşılır kılmak veya ibret vermek amacıyla kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'min külli mesel' ifadesi, Kur'an'ın her türlü örneği, benzetmeyi ve kıssayı kullanarak insanlara hakikatleri sunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mesel'i 'bir şeyin benzeri' olarak tanımlar ve Kur'an'da 'misal'in, bir hakikati zihne yaklaştırmak için kullanılan söz veya durum olduğunu belirtir. Ayetteki 'min külli mesel' ifadesi, Allah'ın insanlara her türlü misali, yani her türlü açıklayıcı örneği, benzetmeyi ve ibret verici kıssayı sunduğunu, böylece mesajın anlaşılmasını kolaylaştırdığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mesel' kavramının Kur'an'da sadece bir benzetme aracı olmadığını, aynı zamanda bir hakikati somutlaştıran, soyut olanı anlaşılır kılan bir 'model' veya 'örnek' işlevi gördüğünü belirtir. Bu ayetteki 'min külli mesel', Kur'an'ın mesajını farklı boyutlarda ve çeşitli örneklerle sunarak, insanların farklı idrak seviyelerine hitap ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu bağlamda Allah'ın nimetlerini veya hakikatini örtmek, yani inkâr etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'küfûrâ' ifadesi, insanların Allah'ın kendilerine sunduğu açık delillere ve misallere rağmen, bu hakikatleri bilerek ve isteyerek reddetme, nankörlük etme eğilimini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'küfr'ü 'nimetleri inkâr etmek' ve 'hakikati örtmek' olarak açıklar. Bu ayetteki 'küfûrâ' kelimesi, insanların Kur'an'ın sunduğu açık ve çeşitli misallere karşı gösterdikleri olumsuz tepkiyi, yani Allah'ın lütfunu ve hidayetini görmezden gelerek nankörlük etmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece 'inkâr' değil, aynı zamanda 'nankörlük' ve 'hakikati örtme' anlamlarını da içerdiğini vurgular. Bu ayetteki 'küfûrâ', insanların Allah'ın kendilerine sunduğu açık delillere ve misallere karşı gösterdikleri bilinçli bir reddedişi, yani hakikati kabul etmeyip üzerini örtme ve nimetlere karşı nankörlük etme durumunu ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(89) Ve lekad sarrafna linNasi fiy hazel Kûr'âni min külli mesel* feeba ekserun Nasi illâ küfura;)
“Yemin olsun ki biz bu Kûr'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.” Cenâb-ı Hakk bizâtihi kendisinin öğretici ve hayatın içerisinde olduğunu bu Âyeti Kerîme’de beyan ediyor. Cenâb-ı Hakkk’ın Hayy esmâsının kendisinde olmadığı bir varlığın zâten olmaması lâzımdır, eğer bir varlık varsa o muhakkak Cenâb-ı Hakkk’ın Hayy esmâsıyla kâimdir, o halde bu âlemi Cenâb-ı Hakkk’ın varlığının dışında bir yerlere koymak cahilliğin en büyüğü olur. Bakıp gördüğümüz varlıklar Allah’mı peki tabi ki o da değil fakat Allah’ın en büyük delilidir, eğer o varlıklar var ise Allah’ta var demektir, Cenâb-ı Hakk bir an bu âlemden nefhasını çekse idi bu âlem bir anda ortadan kalkardı.
Bir varlığı en iyi şekilde kendisi açıklar, Kûr’an’da, Allah kelâmıdır, âlemdeki bütün sûretler O’nun sûreleridir ve bunların içindeki işaretler O’nun Âyetleridir.
Âlem kitabı; olarak İbrâhîm (a.s.) mertebesinde “Senüriyhim ayâtiNâ fiyl afakı ve fiy enfüsihim”(Fussilet, 41/53) yani “Âyetlerimizi afakta ve nefsinizde size göstereceğiz” İnsân kitabı; Kûr’ân-ı Kerîm-i okuyan ve anlatan, yaşayandır.
Mûshâf-ı şerifler; İnsân kitabı olmaz ise bu Mushaf-ı şerifi anlayacak varlık yoktur.
Konuşan Kûr’ân ve konuşmayan Kûr’ân bir araya gelmedikçe tevhid olmaz ve Kûr’ân-ı Kerîm’in hakikati anlaşılmaz.
Ef’âl, esmâ ve sıfat mertebesindekiler kendi mertebelerinden Kûr’ân-ı Kerûm’i okurlar fakat zat mertebesinden okuyamazlar.
İnsân-ı Kâmil hakkında şöyle denir;
Sen ona korkma! de Kûr’ân-ı natık- konuşan Kûr’ân.
Gönül Kâ’be’sine gir, ol mutabık, Devreyle o Kâbenin etrafını, Devrederler bir gün gelir şemsi zatını.