İçeriğe atla
İsrâ 9Cüz 15 · Sayfa 283

İsrâ Sûresi 9. Âyet

الإسراء

Sohbete sor

İnne hâżâ-lkur-âne yehdî lilletî hiye akvemu veyubeşşiru-lmu/minîne-lleżîne ya'melûne-ssâlihâti enne lehum ecran kebîrâ(n)

(9-10) Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.

İsrâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(9) İnne hazel Kur'âne yehdiy lilletiy hiye akvemü ve yübeşşirul mu'miniyn elleziyne ya'melu-nes salihati enne lehüm ecren kebiyra;


40

“Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler.” Beni İsrâîl mertebesi düşe kalka aşıldıktan sonra kişiler Muhammedül meşreb olma yolunda iseler, Kûr’ân zat olduğundan, zât-ı okumak vardır burada ve bu sadece müslümanlara mahsus olan bir oluşumdur.

Şüphesiz ki bu Kûr’ân;

Burada kastedilen sûri, kağıt ve yazıdan oluşan Kûr’ân değildir, sûri olarak verilen bu şifrelerin çözülmesi gerekiyor yani harflerden meydana gelmiş kelime şifreleri halinde onların içerisinde bulunan mânâlar Kûr’ân dır.

Kûr’ân-ı Kerîm’in kağıdı, kâlemi, mürekkebi maddesi, isimleri ve sıfatları yani görüntüsü. İlim adamları yüzyıllar boyu Kûr’ân Hâlikmi’dir, mahlûkmu’dur diye, bir türlü içerisindende çıkamamışlar. Kûr’ân kağıdı, mürekkebi yönünden yani maddesi yönünden mahlûk’tur fakat mânâsı yönünden, özü yönünden Allah’ın kelâmı’dır kelâm da Allah’ın zâtına aittir, Allah’ın zâtıda mahlûk olmaz, işte burada mahlûkiyyet ile perdelenmiş yönü içerisinde Hâlikiyyetinden bahsediyor ve bizlerde Kûr’ân’ın zâhiri olan mahlûkiyet’ini değil Hâlikini okumalıyız.

Kûr’ân da yolculuk demekte Allah’ın zâtında yolculuk demektir ve Kûr’ân-ı Kerîm’de bize Allah’ın zatını bildiriyor yani kendini bildiriyor, bizimde O’ndan O’nu talep etmemiz gerekiyor. İşte Kûr’ân-ı Kerîm’e hakkıyla ulaşamamamızın tek sebebi budur.

Bu Kûr’ân-ı Kerîm kişinin sûretteki hayat düzenlemesine hidâyet eder, çünkü kabuk olmadan içe girilmez fakat sadece kabukta kalırsak özden mahrum oluruz, kabuğu aşmanın dahi dozu vardır, sert vurulduğunda kabukla beraber özde parçalanabilir, yani herşeyde teenni-sakinlik, lâzımdır.

En doğru ve en sağlam yol;

Şeriat ve tarikat mertebesi itibarıyla sıratı müstakim

dir, bu aşamadan sonra geçilen sıratullah, Sûre-i şerifin başında belirtilen “esrâ” yoludur ve bu yolda helezon şeklinde yükselinmesi gerekiyor.

İnsânların yazdığı bütün kitapları ele aldığımızda en doğru ve en sağlam yola onlar sahip olamazlar çünkü zaman içerisinde oradaki hukuk geçebilir fakat Kûr’ân bütün âlemlerde geçerlidir, zamanlar üstüdür.

Sen bu mü’minleri müjdele;

Kûr’ân-ı Kerîm’in bu hakikatleri ile müjdele, sadece dışından güzel okumak ile Kûr’ânı sevdirme. Aynı Âyeti çeşitli şekiller ile okuyan kişilerin okumalarının algılanması ne kadar farklı oluyor, fakat irfan ehli olan kişiler kötü okuyan ile iyi okuyan arasında hiçbir ayrım gözetmezler, çünkü olaya duygu değil akıl, ilim, özü yönünden bakarlar.

Ey okuyan bu okuduğun Kûr’ân, öyle bir Kûr’ân ki seni en doğruya yani Rabbine götürür diyerek müjdeler, tabii bunları okuyup tatbik etmek sûretiyledir.

Sâlih amel, mânâsı Allah’tan fiili kuldan olan amellerdir, Sâlih olmayan ameller ise mânâsıda, fiilide kuldan, nefs’ten olanlardır.

Birde Allah’ın ameli vardır, buna da “ubudet” deniyor, bunun mânâsıda, fiilide Allah’tandır.

Ameli sâlih işlerler çünkü Kûr’ân-ı Kerîm’in hakikatinden alırlar, zât-î hakikatleri alıp işlerler.

Kûr’ân-ı Kerîm-i okuyup zât-î yönden idrak edip, Kûr’ân ın Allah’ın zâtı’nın kelâmı olduğunu mutlak olarak bilirler, sadece duvarda, başlarının üzerinde bulundurmakla fiili olarak değil, gönlünede sokmak ve orada kendini bulmak sûretiyle amellerinide bu istikamette yapanlar için mutlak olarak çok büyük ecir vardır.

Büyük ecir olarak zât-î tecellisini onların üzerine verir. Kişinin daha dünyada iken Ulûhiyyet mertebesini idrak

ederek Cenâb-ı Hakkk’ın kendisindeki varlığınıda bilerek yaşamasıdır.