İnne-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti kânet lehum cennâtu-lfirdevsi nuzulâ(n)
(107-108) Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedi kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
Kehf Suresi 107. ayet, iman ve salih amellerin karşılığı olarak Firdevs cennetlerini vaat etmektedir. Ayet, inanç, eylem ve nihai ödül arasındaki derin semantik ilişkiyi vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünü 'kalbin korkudan emin olması' olarak açıklar. 'İman' ise, bu emniyetin Allah'a ve O'nun vaatlerine yönelik tasdiki ve güveni ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'âmenû' fiili, sadece sözlü bir ikrarı değil, aynı zamanda kalbin tasdikini ve bu tasdikin getirdiği iç huzuru ve güveni kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece 'inanmak'tan öte, 'güvenmek, emniyet içinde olmak ve kendini Allah'a teslim etmek' anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'âmenû', Allah'ın vaatlerine tam bir güvenle bağlanmayı ve bu güvenin getirdiği içsel bir durumu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'salihât' kelimesini 'iyi ve doğru işler' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, imanın bir tezahürü olarak ortaya konan, hem bireye hem de topluma fayda sağlayan, şer'î hükümlere uygun eylemleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'salâh' kökünün 'fesadın zıddı' olduğunu ve 'doğruluk, iyilik, uygunluk' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Salihât' ise, bu niteliklere sahip olan, Allah katında makbul ve övgüye değer amelleri kapsar. Ayette, imanın pratik hayattaki yansıması olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salihât'ın Kur'an'da genellikle 'iman' ile birlikte anıldığını ve imanın eyleme dönüşmüş halini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette de 'iman' ile 'salihât'ın ayrılmaz bir bütün oluşturduğu, kurtuluş için her ikisinin de şart olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cennet' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'cenn' kökünden geldiğini, çünkü ağaçların toprağı ve içindekileri örttüğünü belirtir. Ayetteki 'cennât', ahirette müminlere vaat edilen, güzellikleri ve nimetleri gözlerden gizlenmiş, geniş bahçeleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cenn' kökünün 'örtmek' anlamından hareketle, 'cennet'in de ağaçlarla örtülü, sık bitki örtüsüne sahip yerler olduğunu açıklar. Ayetteki çoğul kullanımı 'cennât', bu bahçelerin çokluğunu ve çeşitliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Firdevs' kelimesinin aslen Farsça kökenli olup 'bahçe' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da 'cennetin en üstün ve en güzel kısmı' için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, müminlere vaat edilen cennetin en seçkin ve değerli bölümünü ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'Firdevs'in 'içinde üzüm bağları bulunan bahçe' veya 'her türlü meyve ve çiçeğin bulunduğu geniş bahçe' olarak tanımlandığını aktarır. Kur'an bağlamında ise, cennetin en yüce makamı ve en güzel nimetlerinin bulunduğu yer olarak anlaşılır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nüzül' kelimesini 'misafire hazırlanan ikram' veya 'konaklama yeri' olarak açıklar. Ayetteki 'nüzülen', Firdevs cennetlerinin müminler için bir konaklama yeri, bir ağırlama ve ikram mekanı olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nüzül'ün 'misafire sunulan ilk ikram' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Firdevs cennetlerinin, iman edip salih amel işleyenler için hazırlanan, en üstün ve kalıcı bir ağırlama yeri olduğunu ifade eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için Firdevs cennetleri bir konaktır.
خَالِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلاً
108-) Halidiyne fiyha la yebğune anha hıvela;