Kuli(A)llâhu a'lemu bimâ lebiśû(s) lehu ġaybu-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ebsir bihi ve esmi'(c) mâ lehum min dûnihi min veliyyin velâ yuşriku fî hukmihi ehadâ(n)
De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O'ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Kehf Suresi'nin 26. ayeti, Allah'ın mutlak ilmini, gayb üzerindeki hakimiyetini ve eşsiz kudretini vurgulamaktadır. Ayet, özellikle Allah'ın görme ve işitme sıfatlarının mükemmelliğini ve hükümranlığında ortağı olmadığını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. 'A'lem' ise, en çok bilen, ilmi en geniş olan demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Ashab-ı Kehf'in kalış süresi hakkındaki bilgisinin mutlak ve eksiksiz olduğunu, diğer tüm bilgilerin üstünde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini kavramaktır. 'A'lem' kelimesi, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını ve sınırsızlığını ifade eder. Ayette, insanların bilmediği veya hakkında ihtilaf ettiği konularda nihai bilginin yalnızca Allah'a ait olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, genellikle Allah'ın mutlak ve her şeyi kuşatan bilgisi bağlamında kullanılır. 'A'lem' formu, bu bilginin insan bilgisinden üstünlüğünü ve her şeyi kapsayıcılığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın geçmişe dair bilgisinin eksiksizliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, insanların duyuları veya akılları ile ulaşamadığı, ancak Allah'ın bildiği şeylerdir. Ayette 'göklerin ve yerin gaybı O'na aittir' ifadesi, Allah'ın evrendeki tüm gizli ve bilinmeyen şeylere mutlak hakim olduğunu ve onları bildiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, gözden kaybolan veya gizlenen her şeydir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın ilmine mahsus olan, insanların idrakinden uzak olan hakikatler için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın sadece görüneni değil, görünmeyeni de tam olarak bildiğini ve kontrol ettiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Gayb, beş duyu organıyla veya akıl yürütmeyle ulaşılamayan, ancak vahiy yoluyla bilinebilen veya sadece Allah'ın bildiği hakikatlerdir. Ayetteki 'lehû ğaybu's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, Allah'ın evrenin tüm sırlarına ve gizemlerine tek başına sahip olduğunu ve onları bildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu kalıp, 'ne kadar da iyi görüyor!' anlamında bir taaccüb ve övgü ifadesidir. Allah'ın görme sıfatının kemalini ve hiçbir şeyin O'nun görüşünden gizli kalmadığını mecazi bir anlatımla vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bu fiil, 'ef'al' vezninde bir taaccüb fiilidir ve 'ne kadar da basiretli, ne kadar da iyi görüyor' manasına gelir. Ayette, Allah'ın görme sıfatının mutlak ve sınırsız olduğunu, en ince detayları dahi idrak ettiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Basar, gözle görmek veya kalple idrak etmektir. 'Ebsir bihî' ifadesi, Allah'ın görme sıfatının mükemmelliğini ve kuşatıcılığını ifade eder. O'nun görmesi, hiçbir şeye bağlı olmayan, mutlak ve ezelî bir görmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu da 'ne kadar da iyi işitiyor!' anlamında bir taaccüb ve övgü ifadesidir. Allah'ın işitme sıfatının kemalini ve hiçbir sesin O'nun işitmesinden gizli kalmadığını mecazi bir anlatımla vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bu fiil de 'ef'al' vezninde bir taaccüb fiilidir ve 'ne kadar da iyi işitiyor' manasına gelir. Ayette, Allah'ın işitme sıfatının mutlak ve sınırsız olduğunu, en gizli fısıltıları dahi duyduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sem', kulakla işitmek veya anlamak demektir. 'Esmı' bihî' ifadesi, Allah'ın işitme sıfatının mükemmelliğini ve kuşatıcılığını ifade eder. O'nun işitmesi, hiçbir şeye bağlı olmayan, mutlak ve ezelî bir işitmedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velî, yakınlık ifade eden bir kelimedir. Dost, yardımcı, işleri üstlenen, koruyucu gibi anlamlara gelir. Ayetteki 'mâ lehum min dûnihî min velîy' ifadesi, insanların Allah'tan başka gerçek bir dost, yardımcı ve koruyucu bulamayacaklarını, tüm işlerin nihayetinde O'na döndüğünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Velî, bir şeye yakın olan, onu idare eden, ona yardım eden demektir. Ayette, Allah'ın dışında insanların güvenebileceği, işlerini havale edebileceği veya yardım isteyebileceği gerçek bir velî olmadığını ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak kudretini ve insanların O'na olan bağımlılığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'velî' kavramı, genellikle Allah'ın müminler üzerindeki koruyucu ve destekleyici rolünü ifade eder. Bu ayette ise, Allah'ın dışında hiçbir varlığın bu tür bir 'velî' olamayacağı, insanların mutlak anlamda O'na muhtaç olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüküm, bir şeyi sağlamlaştırmak, karar vermek ve yönetmektir. Ayetteki 'hükmühî' ifadesi, Allah'ın evren üzerindeki mutlak hükümranlığını, kanun koyuculuğunu ve hiçbir ortağı olmaksızın tek başına yönettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüküm, bir şeyi engellemek, sağlamlaştırmak ve karar vermektir. Allah'ın hükmü, O'nun evreni idare etmesi, kanunlarını koyması ve her şeye hükmetmesidir. Ayette, Allah'ın hükmüne kimsenin ortak olamayacağı, O'nun otoritesinin mutlak ve eşsiz olduğu vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüküm, karar verme, yönetme, yargılama ve otorite sahibi olma anlamlarını içerir. Ayetteki 'hükmühî' kelimesi, Allah'ın evrensel yönetiminde, kanun koyuculuğunda ve nihai karar merciliğinde hiçbir ortağı olmadığını, mutlak egemenliğin yalnızca O'na ait olduğunu ifade eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِرَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَداً
27-) Vetlü ma uhıye ileyke min Kitâbi Rabbike, la mübeddile li kelimatiHİ ve len tecide min dunihi mültehada;